NEREYE GİDİYORUZ?


 

Ülke olarak sorunlardan bir türlü arınamıyoruz. 

Başımızda Suriyeli göçmenler problemi varken şimdi de Ermeni soykırımı konusu gündeme getirildi.

Dini siyasete alet etmekten kendimizi alamıyoruz.

Bütün dünya bilimde, sanayide ve teknolojide koşar adım ileri giderken, biz ahireti hedefleyen bir politikaya zorlanıyoruz.

Allah ile kulun arasına girmeye çaba gösteriyoruz.

Bizi yönetenlerin yasalara saygılı olduklarını söylemek zor. 

Kurucu değerlerimize sahip çıkmak yerine yok etmek için çabalıyoruz. 

Milletin kırmızı çizgilerine dokunulduğu hissedildiğinde, tepkiler yoğunlaştığında kesin zikzaklarla yeni politikalar üreterek, ‘aslında böyle demek istemedik, çarpıtıyorlar’ veya ‘aldatıldık’ hikayelerine sığınıyoruz.

Muhalefet sürekli iktidarı eleştiren bir yol izliyor. 

Ancak muhalif olunan görüşlere alternatif çözüm önerileri sunacaklarına sadece laf üretiliyor.

Muhalefetten anladıkları sadece söylenenlere cevap vermek. 

Yani lak lak ile ömür geçiyor. 

Türkiye’nin içinde bulunduğu darboğazın nasıl aşılacağına ilişkin tek bir somut çözüm önerisi yok. 

İktidarın getirdiği her tür icraat ve yasa tekliflerine sadece itiraz ediliyor.

Milletvekillerinin işlevi tamamen ortadan kaldırılmış, adeta adliyelerdeki mübaşir modunda meclise gidip geliyorlar.

Alternatif çözüm önerileri yerine sadece parlamenter sisteme geçilmesi gerektiği ifade ediliyor. 

Bu gerçek zaten biliniyor. 

Yeni yönetim modelini ülke olarak yerleştirmeye gayret sarf edilirken, karşıt bir model geliştirilemiyor. 

Mevcut iktidarın yerini alabilmek için öncelikle iktidarın ağırlığının yok edilmesi gerekir. 

Ancak bizde muhalefet partileri iktidara sahip olmak için yapılması gerekenlerden uzak durur.

Ülke dar bir kadro ile yönetiliyor. 

Ayağımızı yorganımıza göre uzatmadığımız için tüketimi kısarak, üretime yönelik adımlar atamıyoruz.

Etrafımıza baktığımızda dost diye güvenebileceğimiz sırtımızı yaslayabileceğimiz tek ülke yok. 

Müttefik dost ülke olarak tanımlanan ABD bir bardak suda ümüğümüzü sıkmak ve yok etmek istiyor.

Yanlış politikalar Atatürk’ün “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” prensiplerini rafa kaldırmış durumda. 

Bataklık dediğimiz Suriye’de kımıldattıkça batıyoruz. 

Can simidi olarak sarıldığımız tüm beklentilerimiz boşa çıkıyor. 

Ülke olarak nereye gidiyoruz?

Sokaklar şimdilik sakin ancak yarınların ne getireceği belli değil. 

Açlık ve yoksulluk ise had safhada…