Kongreye giderken (Bölüm 2)


Yazımızın 1. bölümünde Yüksel Yıldırım’a Samsunspor konusunda danışmanlık yapan Mustafa Erkanat ve Veysel Bilen’in danışman olarak Temel Uzlu’nun aday gösterildiği için yanlış yönlendirdikleri konusunda bir yazımın yanlış algılandığını, ben bu eleştiriyi yaparken Mustafa Erkanat ve Veysel Yıdırım’ı kast etmediğimi, Yüksel Yıldırım etrafında futbol konusunda kendilerini üst düzey yönetici olarak lanse edilen kişileri kast ettiğimi ifade etmiştim. 

 

Yüksel Yıldırım lehine yazdığım yazılar nedeniyle bazı okuyucularımızın mailime attıkları mesajlar ile sanki dernek yönetimine girmek için lehte yazılar yazdığımı düşünenlerin olduğunu, yine bir yazımda gelen mesajları da yazarak gerekli açıklamaları yaptığımı, yazılarımı günlük takip eden okuyucularımız bilir.

 

Kendimden bahsetmeyi hiç sevmem ancak bu tür dar çerçeve ile olayları kendilerine göre yorumlayanlar için bir kez daha ne tür bir kişiliğe sahip olduğumu yazmak zorunda kaldığım için okuyucularımızdan özür diliyorum.

 

1968 yılından itibaren 1975 yılına kadar bünyesinden yetiştiğim Ülkü Ocakları, 1975 yılında kuruluş çizgisinin Türk Milliyetçiliği kavramının dışına çıkması nedeniyle Ülkü Ocaklarına muhalif olarak Samsun’da ayrı bir dernek kurarak adeta ölümü göze aldım ve teşkilatı sürekli eleştirdim. Hiçbir zaman görüşlerimi taşıyan MHP’nin bir gün dahi üyesi olmadım.

 

Eğer doğrularımı söylemesem rahatlıkla milletvekili olabilirdim. O halde ideallerimin değil şahsi ikbalimin esiri olurdum. 2002 yılında İstanbul’da Samsun ve Karadenizlilerin hakim olduğu bir ilçeden AKP’den belediye başkanlığı teklifini ülkücü hareket içinde yetiştiğim için kabul etmedim. Yani şahsi ikballerim için çizgimi değiştiremezdim.

 

2002 yılından itibaren Samsunspor yönetimlerinde 5 başkan ile yaklaşık 12 yıl yönetici olarak kulübümüzün TFF ve İstanbul temsilciliği, Aziz Yıldırım, Celal Doğan ve merhum İlhan Cavcav ile 18 Süper Lig kulübünü temsilen naklen yayın ihale komisyonunda görev aldım.

 

PTT. 1 Lig Kulüpler Birliği başkan yardımcısı olarak iki sezon görev yaptım. Samsunspor’u elimden geldiğince görev aldığım birimlerde temsil ettim. Yani benim Yüksel Yıldırım lehine yazdığım yazıların arka planında yöneticilik beklentim hiç olmadı. Bu onuru ben uzun yıllar yaşadım. Bu nedenle yönetimlerde yer almak gibi bir düşüncem hiç olmadı. Böyle algılayanlar beni ve kişiliğimi bilmeyen kişilerin kendilerini tatmin için gündeme getirdikleri konular ve dedikodulardır. 

 

Ancak Samsunspor’a hizmet için yönetici olmak gerekmez. Çünkü Samsunspor sevdası bitmez tükenmez.

 

Yine Samsunspor’a futbolcu transferi için yönetimde görevli olmadığım halde Erkut Tutu dönemi sonrası FB’den Bilica’nın tansferi için eski FB Futbolcularından Mecnur Çolak’tan yardım talep ettim. Mecnur Çolak borsa piyasasına o dönemde borsada birlikte çalıştığımız Sinan Engin ve Kaya Çilingiroğlu ile tanıdım ve sonra birlikte borsada yatırımcı ve oyuncu olarak işlemler yaptık. 

 

Bilica transferi için sürekli telefon ile ve yemeklerde görüştük. Bir sabah uyandığımda borsada 100 milyonluk bir vurgun yapıldığı ve aralarında Mecnur Çolak’ında bulunduğu 37 kişinin tutuklandığı 40 kişinin hesaplarının bloke edildiğini ve GS başkanı Faruk Süren Milli Takım hocaları Engin İpekoğlu ve Tayfur Havutçu ile birlikte hakkımızda tutuklama kararı alındığı haberi ile uyandım. 

 

SPK tüm banka hesaplarımıza bloke koydu. (Google da görülebilir) Faruk Süren ile birlikte mahkemede aklandık ve beraat ettik. Ancak yaşadığım olumsuzluklara kalbim dayanmadı 3 dakika kalbim durdu bypass oldum ve 6 ay felç kaldım. Kısaca Samsunspor’a katkıda bulunmak için hayatımı riske ettim.

 

Bunları yazmamın nedeni bir kişi hakkında bir şeyler düşünürken o kişiyi iyi tanımak gerekir. Samsunspor menfaatine aykırı bulduğum her şeye dost arkadaş tanımadan itiraz ettim. Ve edeceğim bu böyle biline…