TEDBİRDE KUSUR EDEN, TAKDİRE BAHANE BULUR


‘Korona virüs’ günlerinde asayiş suçları azaldı aile içi şiddet arttı. Oranı verdiğimizde ise işin en acı boyutunu gözler önüne sermiş olacağız; %38.2.

Tıpkı hastalarımızı tedavi ettiğimiz gibi toplumumuzu da tedavi etmemizin ülke olarak bu bağlamda da şifâ bulmamızın tam zamanıdır.

Malum evde kalma sürelerimizin bir hayli arttığı bu dönemde aile içi ilişkilerimizi daha yoğun bir şekilde yaşıyor olduk. Birbirimizi daha fazla görme fırsatına, daha verimli, daha manalı vakit geçirme şansını yakaladık. Fakat şimdi; ‘Gerçekten de öyle midir?’ sorularınızı işitir gibiyim. Maalesef ki açıklanan oranlardan sonra öyle olmadığı alenen ortadadır.

Aile içi şiddet; bu olgu üzerinde biraz tartışırsak eğer hasarın ne kadar ağır bedelleri olduğunu görmüş olacağız. Toplum olarak bizi uzun süreli tahribata maruz bırakacağını ise göz ardı etmememiz gerekiyor. Tek tek bireyler üzerinde ki etkilerini inceleyecek olursak daha iyi anlamamızı sağlayabilir.

Çocuklarımız, umutlarımız, toplumumuzun neferleri…

Aile içinde maruz kaldıkları şiddetin onların ruhlarında ne denli derin bir iz bırakacağını hiç düşünüyor musunuz? Erken çocukluk (0-6 yaş arası) dönemindeki çocuklar bu şiddete maruz kaldığın da gelecekte bir ebeveyn olunca neler hissedeceklerini? Size emanet edilmiş, geleceğe hazırladığınız, gözünüzden sakındığınız evlatlarınızı kendinizden koruyamıyorsunuz, üstüne üstlük o kutsal emanete hıyanet ediyorsunuz.

Dünyada kadınlar için en yaralayıcı olanı da bedbaht olmaya katlanmak mecburiyetinden başka, bedbaht bir çocuk yetiştirmiş olmaktır.

Kendisini denemeden, aile babalığı ne demek olduğunu anlamadan yahut o kutsal vazifesinin önemini her türlü bağlılıktan kurtulmuş sayacak kadar, kendilerinde duygusuzluk gördükleri hâlde evlenenlere keşke bir kısıtlama getirilse…

Elbette ki bireyi şiddete meyleden bir sürü unsur var. Fakat sebep ve yahut sebepler her ne olursa olsun şiddeti asla meşru kılmaz. Şiddet denildiğinde akla sadece işin fiziksel ve güce dayalı olan çeşidi gelmesin. Gönül ya ‘ses’ tonuyla kırılır ya da ‘söz’ tonuyla…

Sözle uygulanan, ruhu tarumar eden şiddetin de bireyde ciddi hasarlara yol açtığı su götürmez bir gerçektir.

‘Ev, insanın kalesidir’ sözü çok sevdiğim ve oldukça yerinde olan bir benzetmedir. Siz kendi kalenizi (kendinizce haklı) sebepler yüzünden başınıza yıkıyorsunuz. Bu sizi savunmasız, güçsüz hatta vatansız bile bırakacak bir etki lakin siz farkında bile değilsiniz.

Öfkenizin birçok sebebi olabilir, yaşadığınız bu süreçte işsizlik, geçim sıkıntısı, belirsizlikten dolayı kaygı yaşıyor olabilirsiniz. Bunları yaşayan sadece siz değilsiniz, bütün bir dünya bu karamsarlık ve kaygı çağının içerisinde kavruluyor. Hatta bazıları o kadar şanssız ki bu süreçte bile oradan oraya savrulup duruyor.

Çin’in sıfır noktası olduğu ve tüm dünyayı etkisi altına alan korona virüs salgınının beklenmedik bir yan etkisi; Çin’de artan boşanmalar oldu, yetkililer artan taleplere yetişemediği için Haziran ayına kadar boşanma talepleri durduruldu.

Şimdi bizim toplumumuzdan hareketle bizde oluşabilecek bu yan etkileri düşünelim. Son veriler TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu) bağlamında incelendiğinde, Türkiye'de evlenen çiftlerin sayısı 2017 yılında 569 bin 459 iken 2018 yılında yüzde 2,9 azalarak 553 bin 202 oldu. Evlilik sayısında 2012'e göre düşüş, yüzde 8,4 oldu. 2018 yılında 553 bin 202 kişinin evlendiği, 142 bin 448 kişinin ise boşandığı saptandı. Bizim toplumumuzda zaten evlenme oranları düşüp, boşanma oranları artmıştı.

Toplum olarak zor durumlarda birbirimize daha kenetlenecek tutumlar sergilerken, evlilik akdini böyle bir sebepten dolayı sonlandırmak ne kadar doğru olacaktır, bu sorunun cevabını sizlere bırakmak istiyorum. Aile bütünlüğü kavramı bu günlerde daha deriden hissetmemiz, birbirimize destek olmamız gerekirken işin tam tersini düşünmek gerçekten içler acısı bir durumdur.

Görülen şu ki toplum olarak virüs öncesinde de hastaydık ve tedaviye ihtiyacımız vardı. Tedbirde kusur edip, takdire her daim bahane bulduk. Virüs er ya da geç bitecek fakat toplumda etkilerinin bâki kalmaması için her türlü sosyal ve hukuki önlem (geç kalınmış olsa da) alınmalıdır.