TOPLUMCU SAĞLIK MI MEDİKALCİ YAKLAŞIM MI? 


Son günlerde tek gündemimiz sağlık. Kovid-19 sürecinden sonra da böyle olacak gibi görünüyor. Sağlıklı olma durumuyla ilgili birçok tanım var. Dünya Sağlık Örgütü anayasasında sağlık şöyle tanımlanıyor: “Sağlık sadece hastalık ve sakatlığın olmayışı değil, bedence, ruhça ve sosyal yönden tam iyilik halidir.” 

Şimdi dönüp kendimize bakalım. Bu tanıma ne kadar uyuyoruz. Sadece hastalık ve sakatlık değil, bedenen, ruhen ve sosyal yönden iyi durumda olmak sağlıklı olmanın tanımı. Toplum olarak ‘şükreden’ bir yapımız var. Elimiz ayağımız tutsun yeter istiyoruz. Daha fazlasında kimsenin gözü yok. Gözü yok ama sağlıklı olmanın da kriterleri var. Siz kendinizi bedenen, ruhen ve sosyal yönden sağlıklı hissediyor musunuz?

Mesela günde 16 saat çalışan sanayi işçisi, okula gitmesi gerekirken sokakta simit satan çocuk, evde kölelik hayatı süren ev hanımı, yeri geldiğinde 36 saat nöbet tutan sağlık çalışanı, tüm gün ayakta dikilen tezgahtar... Sağlıklı mı sizce? Aldığı maaşı aynı gün kredi kartına yatıran, sonra o karttan nakit çekip evini geçindirmeye çalışan asgari ücretli ya da... Sağlıklı diyebilir miyiz onlara?

Sağlığın tanımı haricinde, sağlık sisteminin topluma nasıl baktığını da irdelemek gerekiyor. Toplumcu bir sağlıktan mı bahsediyoruz yoksa medikalleşen sağlıktan mı? 

Türkiye, son 15 yılda sağlıkta dönüşüm adı altında birçok değişim yaşadı. Kimileri buna ‘sağlıkta devrim’ derken kimileri ise ‘yıkım’ dedi. Sağlık bir kamu hizmeti olmaktan çıktı, parası olanın yararlanabileceği bir hal aldı. Tabii ki burada algı yönetimi çok önemli. Sağlıkta dönüşümü sağlayanlar, halka eskiden yaşanan sıkıntıları gösterip yeni süreçte bunların olmadığından dem vurdu. 

Mesela kuyrukları hatırlattılar... Ya da hastanelerde bir odada 15 kişi yatılan günleri... Bunların hepsi doğru ve gerçek tespitler. Ben de vakti zamanında çok ilaç kuyruğunda bekledim. Hastanelerde büyüklerimiz yatarken, çok şahit oldum böyle manzaralara.

Evet, sağlıkta modernizasyon yaşandı. Hastaneler değişti, modern hale geldi. Yataklar son sistem oldu, oda sayısı arttı, artık odalarda en fazla 3-4 kişi kalıyor. Kuyruk yok. İstediğiniz eczaneden ilacınızı alabiliyorsunuz. İstediğiniz hastaneye gidebiliyorsunuz. Özel hastaneler kapılarını açtı. Tabii ki oradaki tavır da değişti. Eskiden doktordan, hastabakıcıdan azar işitenler, bugün özel hastanelerde izzeti ikramı görünce bir hoş oldu. 

Bunlar güzel gelişmeler tabii ki. Ama kazın ayağı hiçbir zaman öyle olmadı. 

Sadece basit bir şey söyleyeceğim size. Evet, eskiden kuyruklar vardı. İlaç almak için saatlerce beklerdik. Beni sabahın köründe kuyruğa koyarlardı, çok iyi hatırlıyorum. Ama ilaçları da bedava alırdık... Katkı payı ödemezdik. 

Şimdi hastaneye gidenler, ‘para vermiyoruz’ diyor ama eczanede kendilerine ücret çıkınca, eczacı ile tartışıyor. ‘Bu ne parası?’ diye sayıp sövüyor. Size tavsiyem, maaşlarınızdaki kesintilere iyi bakmanız. Daha maaşınız yatmadan sizlerden sağlık gideri kesiliyor. Oysa anayasanın maddeleri ne diyor? Sağlık bir kamu hizmetidir. Para ile satın alınamaz. 

Devam edelim... Hastaneler yenilendi ama sağlığımız daha kötüye gitti. Bugün, başta özel hastaneler olmak üzere hemen hemen hepsi, yaptıkları ameliyatlarla, operasyonlarla övünüyorlar. Mesela geçtiğimiz günlerde gördüm, büyükçe bir tabela. Özel bir hastane ilan vermiş. İşte şu kadar yılda, bilmem kaç tane kalp ameliyatı yaptık diye. Yüzlerce ameliyat ile övünüyor. Sağlıklı bir ülkede, bu övünülecek bir şey değildir. Önemli olan çok sayıda kalp ameliyatı yapmak değil, insanları kalp hastası yapmamaktır. Bununla ilgili önlemler almaktır. 

Yazının en başında dedim ya... Sağlığa nasıl bakıyoruz? Toplumcu sağlıktan mı yanayız yoksa medikalci sağlıktan mı? 

Bizim geldiğimiz süreç, medikalci yaklaşım. Nedir bu? Bırakınız hasta olsunlar... Ameliyat ederiz geçer, ilaç veririz tedavi ederiz mantığı. Oysaki toplumcu sağlıkta esas mesele, insanları hasta olmadan önce koruyabilmektir. Onları hasta edecek etmenleri önlemektir. Onları hastalıklardan korumaktır. Ve inanın bu daha az maliyetli bir iştir. 

Bunun acısını şimdi de çekiyoruz. Kovid-19 sürecindeki alınan kararlar toplumun yararına değil, sermayenin emirlerine uygun. Ne de olsa ilacı var mantığının dışında, turizm zarar görmemeli, fabrikalar çalışmalı, üretim devam etmeli diyoruz. Oysaki hastalık artık dibimize kadar geldi. Ekonomik olarak ülkeyi genel karantina altına alamıyoruz, buna gücümüz yok ve burada ister istemez bir kumar oynuyoruz. Ve bu kumarda kaybeden yine çalışan, evine ekmek götürmeye çalışan kesim oluyor. Önemli olan insanları bu pandemiden sonuna kadar koruyabilmektir. Onların hasta olmamalarını sağlayacak tedbirler almaktır.

Sağlık, oyuna gelmez. Sağlık sermayenin değil, toplumun çıkarlarına göre yönetilmelidir. 

Devasa hastaneler yapmak sizi ‘sağlıklı’ yapmaz. Dış cephesi albenili binalar yapmak sizi deprem gerçeğinden korumaz. Modern okul binaları yapmak, size iyi bir eğitim sağlamaz.  Yani, görüntüye aldanmamak gerekir. Müteahhit zihniyeti ile olaylara bakamayız. 

Ortada ciddi bir sorun var ve sağlıkta dönüşüm adı altında birçok şeyi kaybettik. Ve bunun acısını zaman içerisinde yaşadık, yaşıyoruz ve yaşayacağız. Sadece sağlıkta değil, her konuda ‘toplumcu’ bir yaklaşım sağlamak zorundayız. 

Dünyanın gerisinden geliyoruz. Bugün Amerika'da, İngiltere'de bir zamanlar ‘özelleştirilen’ sağlık sistemi iflas etti. Ve her iki ülke de eski günlerine dönmek için, yani sağlığı bir ‘kamu hizmeti’ olarak, sosyal devlet ilkesi çerçevesinde kamulaştırmak için yeni kararlar almanın arefesinde. 

Biz ise bu sürecin daha başındayız. Medikalci yaklaşım ile sorunları çözmeye çalışıyoruz. Önleyici sağlıktan uzaklaşıyoruz. Ve bu durum, toplumun da sağlığını günden güne bozuyor. 

Bu konuda bilimsel verilerden, uzman bilim insanlarından destek almalıyız. Hepimizin en doğal hakkı olan ‘sağlıklı birey olma’ konusunda, hakkımıza sonuna kadar sahip çıkmalıyız. 

Yoksa bugün bizlere ışıl ışıl gelen hastaneler, modern okullar, adalet sarayları, albenili binalar birer beton yığınından öteye geçmeyecektir. Sağlığımızı, eğitimimizi, adaletimizi kamunun çıkarları doğrultusunda yeniden ele almalıyız. 

Ve unutmayın, kamu biziz... Biz ne dersek o olur...

Sağlıcakla kalın...