KAZANAMAYACAKSINIZ!


 

Hiç kimsenin haberi olmadan gittiler; santral kurulumu için, 'ÇED raporu gereksiz' olurunu da alıp, 'imar planı' hatta ruhsatı bile olmadan santral inşaatına başladılar. Bir şey diyen olmadı.

Samsun Toprak Koruma Kurulu'nun sadece hammadde açık depolama sahası için tarım dışı amaçla kullanma izni verdiği ortaya çıktı ama onlar santral yaptılar. Yine bir şey diyen olmadı.

Çarşamba Belediye Meclisi'nin şirkete santral için değil, depo ruhsatı verdiği ortaya çıktı. Yine inşaat devam etti.

Santralin imar planlarını onaylayan Samsun Büyükşehir Belediye Meclisi’nin CHP, İYİ Parti ve Saadet Partili üyeleri, meclise sunulan 1-2 sayfalık bilgiyle imar planına evet dediklerini, santral dosyasının tamamını görmediklerini ifade edip, “Kandırıldık” dediler. Yine sesini çıkaran olmadı.

Santral şirketinin basına ve birçok STK temsilcisine rüşvet teklif ettiği, bazılarının kabul ettiği söylentileri kentte aylarca sürdü hatta Terme ve Ayvacık Ziraat Odası başkanları, “Kim para aldıysa açıklayacağız. Bize de rüşvet teklif edildi, reddettik” dediler ama ifadelerine başvurulma gereği bile duyulmadı.

Samsun Kimya Mühendisleri Odası (KMO) Başkanı, sunduğu raporla ‘Hukuk bu işe dur dedi, yetkililer de dur desin’ çağrısı yaptı. Şirket yetkilileri, “Bunlar hükümete olan düşmanlıklarını iş insanları üzerinde çıkarmaya çalışıyorlar” diyerek hedef saptırmaya çalıştı. 

Yöre halkının yargıdaki hukuk savaşı sürerken, santral mühürlendi, buna rağmen inşaatın bir hafta daha devam ettiği ortaya çıktı. 

Yetmedi yeni bir mahkeme kararıyla mühür söküldü, santral yeniden kurulumuna devam etti.

Bütün bunlar olup biterken bir de devletten yatırım teşviği aldıkları ortaya çıktı. Ardından da YEKDEM'den 30 milyon dolar destek alabilmek için başvuru yaptıkları ve bugünlerde başvurunun gerekliliklerini yerine getirmeye çalıştıkları belirlendi. 

Bunları yazan, gazetecileri susturmak için, 'sen misin ipliğimizi pazara çıkaran' misali şikayet edip, yalan yanlış bir şey varmış gibi utanmadan adliye kapılarına bile getirttiler.

Yetmedi santrale elektrik almak için DSİ’ye ait kamu arazisinin bir bölümüne 'kaçak' olarak, enerji nakil hattı kurdukları ortaya çıktı, hiç kimse de 'bu ne cüret' demedi.

Şirketin bakanlığa sunduğu proje dosyasında, santralin atık suyunun Abdal Irmağı'na verilmeyeceği yazılı olduğu ama onda da yalan söyledikleri ortaya çıktı. Test üretimlerine başlayan santral, atık suyunu bu ırmağa boşalttı.

Atık suyun boşaltılmasından sonra ırmaktaki kirliliği yöre halkı, bütün dünyaya ifşa etti. Onu da görmezden gelip, aksine 'ırmağın suyu kaynağından bile temiz' dediler.

Bütün bunlar yetmiyormuş gibi şimdi de vatandaşın evini, toprağını 'astronomik fiyatlar' önererek ellerinden almaya çalışıyorlar.

Pandemi nedeniyle zaten sıkıntıdaki yöre halkının elindeki eve ve araziye de göz diktiler yani.

Yöre halkından 61 yaşındaki İsa Batçı, "3 liralık araziyi 13 liraya alıyorlar. Benden de istediler arazimi ama satmadım, vermedim. Ben kendimi, geleceğimi, çocuklarımı ve şerefimi paraya değişmem" diyor.

Çarşamba Çevre ve Çiftçi Eğitim Derneği (ÇARÇED) Başkanı Mustafa Deniz de şimdi de şirketin mahalle sakinlerini yıldırıp, bölgeyi boşaltmak istediklerini söylüyor.

Yıldırma iddialarının doğru olduğuna şüphe yok. Sosyal medyada kurdukları grupta sesini yükselten yöre halkından bir genç kız, gece-gündüz çalışan santrali video çekerek, yayınlamış; "Günlerdir gecesi gündüzleri yok. Gelsin bir saat dursunlar bu seste, bu tozun toprağın içinde çok saygıdeğer belediye başkanları, yararlı diyen milletvekilleri" diye isyan ediyor.

Dünyanın hiçbir ülkesinde, hiçbir yerinde bu kadar kural tanımazlığa ve bu kadar doğa düşmanlığına izin verilmez.

Her şeye yöre halkının tek güvencesi 'adalet'tir. Türkiye bir hukuk devletidir. Ve her şeye rağmen hukukun bu oldu-bittiye izin vermeyeceğine inananlardanım ben hala.

Çünkü adaletin er ya da geç tecelli etmek gibi şahane bir huyu vardır!