BİTTİ…


 

İki basamaklı play-off yarı finalinin ikinci bacağında Samsun 19 Mayıs Stadyumu’nda olan maçı 2-2 beraberlik ile kapatarak, rakibimiz Altınordu takımını Süper Lig ortağı yapıp final mücadelesine uğurladık. 

 

Rakibimizi futbol adına yaptıklarından dolayı tebrik ederek, mücadelelerini taçlandırıp başarılar dilemek düştü sadece bize…

 

Peki, biz neleri yapamadık?

 

Öncelikle Menemenspor maçına dönüp o gün alınan beraberliği hatırlayarak başlayalım, işte o gün kaçmıştı Süper Lig treni…

 

Biz tam bir bütün olamadık.

 

Nasıl mı? 

 

Başkanımız ayrı telden çaldı, futbolcularımız ayrı. Hocamız ayrı telden çaldı, taraftarımız ayrı…

 

Başkan çıktı; para benim, takım benim, hepiniz benimsiniz, ben ben ben…

 

‘Kimse bana yardım etmedi’ dedi, ‘herkes beni yalnız bırakıyor’ dedi, ama hep ben dedi bana dedi… 

 

Hiç biz demedi.

 

Tüm STK’ları karşısına aldı, valiye mesafe koydu. Belediye başkanını düşman ilan etti, siyasetçileri uzaklaştırdı… 

 

Kısacası benim olduğum yerde benim borum öter, bu düzende sizler etkisiz eleman dahi olamazsınız dedi. Protokol tribününe ‘parayla gireceksiniz’ dedi.

 

Sonra mı? 

 

Taraftarı yok saydı, twiter üzerinden herkesle dalaştı, haklı olduğu konularda dahi polemiklerinde tartışılan adam oldu.

 

Futbolcuları yok saydı. Hoca çıktı takımın üzerinde hakimiyet kurmaya çalıştı, ‘sen kimsin patron benim’ dedi. Futbolcu dert anlatmaya çalıştı, siz işinize bakın derdiniz merdiniz yok sizin dedi. Futbolcu galibiyet kutladı, ‘paranız bol gelmiş olmalı’ dedi.

 

Eski takım kaptanı; bizi adam yerine dahi koymuyor, sıkıntılarımız var yüzümüze bakmıyor dedi.

İşinize bakın cevabını verdi.

 

Sonra bazı futbolcular, belki şampiyon olacağız ama dedi. 3 futbolcuya fatura kesti ayağınızı denk alın dedi.

 

Şimdi belkiye gelelim…

 

Bu belki her şeyin özeti oldu ve sonunda şampiyon da olamadık, yani belli ki olamayacaktık.

 

Şimdi tek taraflı da bakmamak lazım. Başkan çok ağır bir hastalık süreci ile ölümden döndü ve en yakın arkadaşı Mustafa Erkanat ağabeyi kaybetti, bu hastalık mücadelesinde…

 

Aslında tüm film burada kopmuştu, Mustafa Ağabey her şeyin kilit noktasıymış onu öğrendik acı süreçle. Tüm olayları absorbe eden oymuş esasında, idarecilik kısmında mihenk taşıymış.

 

Filtre ortadan kalkınca çarşı pazar karıştı tabii çünkü şirketleşen takım şirket gibi yönetildi.

 

Süreç içinde birde pandemi koşulları gelişti, global ekonomik sıkıntılar oluştu, vesaire vesaire...

Sanki muhasebe müdürüne seslendi hocasıyla konuşurken, ofis elemanına seslendi futbolcusu ile konuşurken…

 

Sözün özünde, kaynağın sahibi bir yıl daha erteledi, Süper Lig hayallerini çünkü belki de kaybettiğini belli ki anlayamadı global yöneticimiz.

 

Sadece ama sadece saf yüreği ile o sene bu sene diyen Samsunspor taraftarı ise TV başında canı ağzında heyecanla bekledi Süper Lig hayalini.

 

Olmadı olamadı.

 

Hadi çay koyun yeniden başlayacağız, diyen de olmadı…

 

Bir takım futbolu bilen iş adamı ağabeyler ortalığı hareketlendirmek için aralarında para toparlayıp şampiyonluk primi vaat etmek istedi, şov yapmasınlar yanıtı aldılar. Benim göndereceğim futbolcuya niye prim veriyorsunuz ki dendi. (Futbolcu bunu duymadı değil mi?)  

 

Bir fitil ateşlenmeye çalışıldı, burada daha ucunda ipe un serildi… 

 

Sabaha kadar yazsam elime ne geçecek ki. İki gündür düşünüyorum şovenistlik yaparak narsistlik ile mücadele edebilir miyim acaba diye, olmaz olamaz…

 

Ben sadece bir taraftarım aklım bu kadara yetiyor, Samsunspor aşığıyım, Samsunspor için ölürdüm…

 

Şimdi ölmek istesem alacağım cevaptan korkuyorum.

 

Seneye yine yeniden…

 

Sadece beklentim şu; umarım takım içinde ya da etrafında futbol-futbolcu dinamiklerini bilen adamlar olmalı diyorum.

 

Ve adres de veriyorum; Şener Aydın ağabeyi bir şekilde Samsunspor’a dahil edin, Emin Kar ağabeyi de...