2023'E GİDERKEN 'DEMOKRASİ' MESELESİ


Şunun şurasında 2023 yılında yapılacak Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerine ne kaldı ki?

Her gün seçimle ilgili yeni bir gündemle güne başlıyoruz.

'Millet ittifakının Cumhurbaşkanı adayı kim olacak?', 'seçim barajının düşürülmesi kimin işine yarayacak?', 'güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçilse daha mı iyi olur?', 'ekonomideki bozulmanın temelinde demokrasi sorunu mu var?' gibi tartışmaların her yeni günde biri bitiyor diğeri başlıyor.

Evet, Türkiye'de bir anket yapılsa halkın en az yüzde doksanının demokrasi istediği görülecektir ama ne hikmetse bir türlü bir ‘burjuva demokrasisi’ni dahi tam olarak yerleştiremiyoruz.

Yani bizim ülkemizde demokrasi sorunu aslında 'antidemokrat zihinlerle' zehirleniyor en başında.

Nasıl mı?

‘Laikler’ ve ‘muhafazakarlar’ diyebileceğimiz iki ana büyük kitle de hem demokrasi hem de demokrasi karşıtı eğilimleri, zihinlerinde aynı anda barındırmaya devam ediyorlar.

Laikler; bağımsızlıkçılığı ve laik gündelik modern yaşamı savunmalarına karşın, bağımsızlığı yok eden, Türkiye'nin ekonomik ve demokratik gelişmesini engelleyen askeri vesayet rejimini ve soğuk savaş kontrgerilla cumhuriyetini muhafaza etmek istiyorlar.

Muhafazakarlar ise, demokrasi yanlısı görünmelerine karşın, laik, modern gündelik hayattan nefret ederek, bireysel özgürlük ve demokrasi karşıtı bir tutum içinde bulunuyorlar.

Ama her iki kesim de işçi sınıfı ve emekçilerin örgütsüzleştirilmesi, taşeronlar elinde telef edilmesi ve ekonomik sefalete sürüklenmesi karşısında sessizlikte işbirliği içinde susmakta hemfikirler.

Oysa İsveç örneğinden yola çıkarsak, burjuva demokrasisinin güvencesi burjuvazi değil örgütlü işçi sınıfıdır.

Türkiye'de her sorun ve kavramda olduğu gibi demokrasi sorunu ve demokrasi kavramında da iki boyutlu ve yalınkat düşünme alışkanlıkları devam ediyor.

 Sosyal ve ekonomik değişimlere rağmen. Cuntacı Memduh Tağmaç, "Sosyal bilinçlenme ekonomik gelişmeyi aştı, bunun önüne geçilmeli" diyordu yıllar önce…

İşte Tağmaç gibi Amerikan çocuklarının, toplumu bilinçsizleştirme stratejisi başarıya ulaştı ve kapitalist ekonomik gelişme, sosyal bilincin çok ilerisine gitti.

Türkiye'de kapitalist ekonominin gelişimine göre geri kalan sosyal bilinçlenme seviyesi, hem muhafazakarların hem de laiklerin iki boyutlu ve yalınkat düşünme biçimlerinin temel nedeni.

İnsanlar her zaman yaşadıkları gibi düşünmezler, çoğu zaman yaşadıklarının gerisinde ya da çok ilerisinde düşünürler.

Üstelik Türkiye'de laikler ve muhafazakarlar değil yalnızca 'yalınkat ve iki boyutlu düşünenler'; diğer tüm köktenci siyasal ve entelektüel kesimler de aynı vebadan muzdaripler.

Yani diyeceğim o ki bu ülkede demokrasiyi yerleştirmek, deveye hendek atlatmaktan daha zor.

 

Ama vazgeçmek yok; o demokrasi bu ülkeye ya gelecek ya gelecek!