ONURSUZ İNSAN!...
Reklam
  • Reklam
AYŞEGÜL ASLAHAN TOPAL

AYŞEGÜL ASLAHAN TOPAL

ONURSUZ İNSAN!...

02 Şubat 2020 - 14:53

İnsan hayatında öyle bir an gelir ki, önünde uzayıp giden karanlık yolda ilerlemekten başka çaresi kalmaz…

Geri adım atamayacak kadar yorgundur çünkü…

Ve yerinde duramayacak kadar da yıkkın…

Hayatta çoğu zaman asıl ihtiyacımız olan şey de budur aslında, sağlam kalan parçalarımızı toplayıp kör bir karanlıkta yolumuza devam etmek..

İnsan…

Yani o büyük acı…

Örneğin bütün şartlar eşit olduğunda, bu şehirdeki en üzgün insan kimdir acaba?

Sen misin?

Neden olmasın…

Peki o zaman hayatında ters giden her şeyi birbirine bağlayıp moralini daha da bozmanın ne anlamı var…

İnsanların gündelik kötülükleri her yerden fışkırmaya hazır… Ve bu kötülükler ideolojiler üstü, derin ve silinemez…

Başkalarının kafalarına bir hakimin tokmağı gibi vurmaya hazırızdır her zaman…

O gündelik kötülükleri, asla vazgeçmeden, günün her saati, fazla mesai ücreti de talep etmeden vurmaya hazırızdır…

Allahım! Eyy Allahım! Gündelik kötülükleri atom yağmuru gibi üstümüze yağdırsın diye mi yarattın insanı?

Aslında gönül gözü ile baktığınızda bizim kıyamete ihtiyacımız yok…

Temelinden sarsılıp yıkılmamış neyimiz kaldı ki bugün elimizde, daha başımıza ne yıkılacak….

İnsanlığımızı yitirdik kısacası…

İnsanca davranmayı beceremiyoruz…

Peki insanca davranış nedir?..

İnsan nedir her şeyden önce?..

Gururu çıkartırsan insandan geriye ne kalır…

Haysiyeti çıkartırsan ne kalır, ne kalır insandan geriye?...

 

MAKBUL İNSAN

İki komşu ülkenin hükümdarları birbirleriyle savaşmazlar ama her fırsatta birbirlerini rahatsız ederlermiş.

Doğum günleri, bayramlar da, ilginç armağanlar göndererek karşıdakine zekâ gösterisi yapma fırsatlarıymış.

Hükümdarlardan biri, günün birinde ülkesinin en önemli heykeltıraşını huzuruna çağırmış.

İstediği; birer karış yüksekliğinde, altından, birbirinin tıpatıp aynısı üç insan heykeli yapmasıymış. Aralarında bir fark olacak ama bu farkı sadece ikisi bilecekmiş.

 Heykeller hazırlanmış ve doğum gününde komşu ülke hükümdarına gönderilmiş. Heykellerin yanına bir de mektup konmuş.

Mektupta şöyle diyormuş heykelleri yaptıran hükümdar:

"doğum gününü bu üç altın heykelle kutluyorum. Bu üç heykel birbirinin tıpatıp aynısı gibi görünebilir. Ama içlerinden biri diğer ikisinden çok daha değerlidir. O heykeli bulunca bana haber ver."

Hediyeyi alan hükümdar önce heykelleri tarttırmış. Üç altın heykel gramına kadar eşitmiş. Ülkesinde sanattan anlayan ne kadar insan varsa çağırtmış.

Hepsi de heykelleri büyük bir dikkatle incelemişler ama aralarında bir fark görememişler. Günler geçmiş. Bütün ülke hükümdarın sıkıntısını duymuş  ve kimse çözüm bulamıyormuş. Sonunda, hükümdarın fazla isyankâr olduğu için zindana attırdığı bir genç haber göndermiş. İyi okumuş, akıllı ve zeki olan bu genç, hükümdarın bazı isteklerine karşı çıktığı için zindana atılmış.

Başka çaresi olmayan hükümdar bu genci çağırtmış. Genç önce heykelleri sıkı sıkıya incelemiş, sonra çok ince bir tel getirilmesini istemiş.

Teli birinci heykelciğin kulağından sokmuş, tel heykelin ağzından çıkmış.

İkinci heykele de aynı işlemi yapmış . Tel bu kez diğer kulaktan çıkmış.

Üçüncü heykelde tel kulaktan girmiş ama bir yerden dışarı çıkmamış. Ancak, telin sığabileceği bir kanal kalp hizasına kadar iniyor, oradan öteye gitmiyormuş.

Hükümdar heykelleri gönderen komşu hükümdara cevabını  yazmış :

“ Kulağından gireni ağzından çıkartan insan makbul değildir. Bir kulağından giren diğer kulağından çıkıyorsa, o insan da makbul değildir. En değerli insan, kulağından gireni yüreğine gömen insandır. Bu değerli hediyen için çok teşekkür ederim."

 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar