DÜŞÜNCE VE EYLEM SİMONE WEİL-2
ERDAL MORAL

ERDAL MORAL

DÜŞÜNCE VE EYLEM SİMONE WEİL-2

20 Mart 2021 - 08:00

ONTOLOJİK UTANÇ

Weil'in açlıktan ölümünün nihai anlamını kavramaya yarayan anahtar buralarda da bulunamayabilir. Bunu, ölüm kavramını yeninden ifade etmeye çalıştığı teolojik yazılarından oluşan daha derin bir katmanda aramak gerekebilir. Bir anlamda ölmek, Weil'in neredeyse yaşadığı süre boyunca yaptığı bir şeydi. O, ölümü hayatının merkezine oturtmuştu: Sözgelimi bir fabrikada vasıfsız işçi olarak çalışmaya başlamasının amacı bedenini durmadan çürüterek ölümün provasını yapmaktı. Weil'in ölüme bu kadar takıntılı olması belki de düşüncelerine işleyen ve benim "ontolojik utanç" olarak adlandırdığım şeyle ilgiliydi. Varoluşumuzda saygısızca bir şey olduğunu düşünür gibidir: Olmak, bir tür kibirdir. Bizler gasp ederiz, var olmak için işgal ettiğimiz alan aslında bize ait değildir. "En büyük günahımız olmayı istemektir,"der Weil, Bu da şeylerin düzenini bozar. "Bunun kefaretini ödemek için "olmamayı arzulamalıyız." "Yerçekimi ve Tanrı'nın Lütfu", Weil'in bu fikir üzerine detaylıca yazdığı eserlerden biridir. Tanrı, der burada, bize varlığımızı vermiştir, dolayısıyla "Her şey olmaktan feragat etmişizdir." Bunun karşılığında ise bizim yapmamız gereken "Bir şey olmaktan feragat etmektir". İnsan olarak doğmak bir borç altına girmektir: "Tanrı bana varlığımı ona geri verebileyim diye vermiştir" Dünyaya gelişimizle ortaya çıkan dağınıklığı ancak Tanrı'yla bir dizi ontolojik alışverişe girerek temizleyebiliriz: "Varoluşumuz, yalnızca onun var olmamayı kabul etmemizi beklemesinden ibarettir. Bizden sürekli olarak, bize verdiği varoluşu geri ister. Bize onu sonradan geri istemek için verir." Hayatlanmiz bu ontolojik borcumuzu ödemeye adanmış olmalıdır, bundan daha önemli bir şey yoktur. "Ben'i yok etmek hariç tamamlamamız için bize verilen başka bir özgür eylem kesinlikle yoktur." Açık olmakta fayda var: Weil'in felsefesi, intiharı için özür dilemekle ilgili değildir. Weil hiçbir zaman intihara kalkışmadığı gibi buna her zaman, açıkça karşıydı. Onunki canlılık, bağlılık ve yetenek gerektiren talepkâr bir varoluş tasarısıydı. Weil'in tasarısı “ben"in yok edilişinin oldukça önemli görüldü gelenekler içinde değerlendirilmelidir. Esas amacı "içimizdeki yaratığı yok etmektir." "Yaratıklığımızdan" kurtulmak için gücümüzün yettiği her şeyi yapmalı, ortalığı toparlamalı ve yaratanı içeriye almalıyız. Weil bunun için "yaratılan bir şeyi yaratılmayana çevirmek” olarak tanımladığı "yaratı-bozum" terimini kullanır. Kökten yapıcı bir tasarı olarak "yaratı-bozum," "yaratılan bir şeyi hiçliğe çevirmek" manasına gelen “yrkımın" tam tersidir.Var olduğumuz müddetçe bedenimiz -yani dünyeviliğimiz- Tanrı'nın görüşünü gizler. Bir metninin unutulmaz bir parçasında Weil, Tanrı'nın sadece benim bulunduğum yerden görülebilen yaratılış manzarasını çok sevdiğini" hayal eder. Ancak sonra Tanrı'nın önünde durduğunu fark eder: "Bir perde görevi görüyorum," der. "Ben geri çekilmeliyim ki o görebilsin." Bu sözler Weil'in onu tanıyanlar üzerindeki kişisel etkilerini akla getiriyor. "Öyle bir izlenime kapıldım ki” diye yazar Gustave Thibon "sanki ilk ışığın kendini yeniden emmesine hazır olan tamamen şeffaf bir ruhun huzurundaydım." Simone Weil'in Katharlara hayranlık beslemesi bizi şaşırtmamalı. "Katharlar, dünyayı ve her birimizi iki tanrının üzerinde ebedî kavgaya tutuştuğu bir savaş alanı olarak gören Ortaçağ sapkınlarıydı: Işığın ve bütün ruhani şeylerin ilahı olan iyi tanrı ile karanlığın ve maddenin, bedenin ve dünyevi zevklerin ilahı olan kötü tanrı. Weil varoluşsal olarak Kathar inancındandı – muhtemelen de Katharların sonuncusuydu. Her türlü fiziksel temasa karşı müthiş bir tiksinti duyar, çileciliğin en uç formlarını uygular ve bedenini keşiş cefasına tabi tutardı. Weil'in maddeselliğini bozuma uğratma tasarısı, çok etkilendiği Katar teolojisinin perspektifinden bakınca anlam kazanır Yeni Platoncu bir bakış açısıyla da bu böyledir – zira Plotinus da kendi bedeninden utanç duyardı." Weil'in yok oluş eylemi, ışığın arayışındayken gerçekleştirilen bilinçli bir öz-aşkınlık hareketidir. Maddi koşuluyla, somutlaşmışlığıyla, salt varoluşuyla baskılanmış gibidir. Şu korkutucu dua bunu gösterir: "Bütün bunlar (duyarlılık, zekâ) benden koparılıp alınsın, Tanrı tarafından silinip süpürülsün, İsa'nın cismine karışsın ve hem bedenleri hem ruhları her tür besinden yoksun olan acı içindeki insanlara yiyecek olarak verilsin. Ve ben felç olayım - kör, sağır, akılsız ve tamamen yıkık dökük."

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar