KABA OYALANMALAR
Reklam
  • Reklam
ERDAL MORAL

ERDAL MORAL

KABA OYALANMALAR

12 Şubat 2021 - 11:31

 

"Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum. Bilseydim, bu mutluluğu koruyabilir, her şey de bambaşka gelişebilir miydi? Evet, bunun hayatımın en mutlu anı olduğunu anlayabilseydim, asla kaçırmazdım o mutluluğu. Derin bir huzurla her yerimi saran o harika altın an belki birkaç saniye sürmüştü, ama mutluluk bana saatlerce, yıllarca gibi gelmişti."

Orhan Pamuk'un 1975 yılında İstanbul'da geçen "Masumiyet Müzesi" kitabı bu açılış cümle ile başlıyor. Türkiye 1970'li yıllarda yeni bir ekonomik forma evrilen ve toplumsal sınıfların varlığının iyice belirginleşip, keskinleşmeye başladığı liberal kapitalizmin ayak seslerinin daha net/tok duyulduğu zamanlar yaşamaktadır. Kemal, otuz yaşında yurtdışında eğitim görmüş çok zengin bir ailenin iki oğlundan bir tanesidir. Aldığı eğitim ve zenginliğin vermiş olduğu rehavet ve muktedirliğin verdiği özgüven eşliğinde toplumsal ve ikili ilişkilerinde hakim olan konumdadır. Yine kendisi gibi aynı ekonomik şartların ve yabancı ülkede gördüğü eğitim dolayısıyla 'Batılı' bir paradigma ile özgürlükçü bir yaşam felsefesine sahip olan Sibel ile nişanlanır. Mahalle baskısını ve toplumsal ahlakın zorlayıcı gerçekliği, bir kenara bırakarak birlikte yaşamaya başlarlar. Evlilikle sonuçlanmasına kesin olarak bakılan bu birliktelik, Kemal'in uzak akrabası olan Füsun'u 6 yıl sonra tekrar görmesi ve onun eşsiz güzelliğinden büyülenmesiyle müphem ve kaygan bir zemine yerleşir.

Füsun 18 yaşında bir öğretmen kızıdır ve Kemal'den farklı olarak daha yoksul, eğitimiz bir aileye mensup alt bir sınıfa aittir. Bununla birlikte çocukluğu Kemal ile birlikte geçmiş olup ortak bir geçmişe ve anılar sahiptirler. Kemal, 6 yıl sonra karşısında çok güzel bir kız olarak bulduğu Füsun'un nefes kesici güzelliğinden, gözlerini alamaz ve onu elde etmek için dizginlenemez bir arzu hisseder. Kemal, erkekliğin itkisel doğasının baskınlığı, ahlaki edimlerinin güzelliğe karşı mukavemetsizliği ve Füsun'un kadın güzelliğinin kışkırtıcı tensel çekiciliğinin karşı konulamazlığı arasındaki loş müphemliğinde iradesi teslim alınmışcasına aralıksızca salınır. Kemal ve Füsun arasındaki bu tutku sarmalına nihayetinde Füsun'da direnç gösteremez ve aralarında bedensel zevklerden ibaret gizil bir ilişki başlar. Kemal, Füsun ile ilişkisinde aslında ne istediğini ne düşündüğü, tam olarak netleştiremez, kendine bir türlü itiraf edemez. Füsun ise bu durumdan acı çekmekte, hicap duymaktadır. Füsun'un Kemal'in sevgisine dair soruları ve  kaygıları yanıtsız kalmaya yazgılı gibidir.

Bütün bu belirsizlik Kemal'in Sibel ile nişanlanması ile farklı bir merhaleye ulaşır. Kemal nişanın ertesi günü Füsun'u tekrar görmek ister, lakin onu evinde bulamaz. Füsun hiçbir iz bırakmadan gitmiştir. Kemal'in tüm aramalarına rağmen Füsun'dan tek bir iz dahi yoktur.

Bu, muğlak ve belirsiz birliktelik, mağlup olanın gitmekle kesin bir zafer kazandığı yıkıcı bir oyun olmuştur artık. Kemal, kendisini sözün kudreti ile anlatılamayacak, yoğun güçlü ve dayanılmaz bir keder içinde bulmuştur. Füsun'un yokluğu konuşmakla azalmayacak, paylaşmakla hafiflemeyecektir. Fransız şair Gerard de Nerval'in de dediği gibi: "Hayat onun için artık kaba oyalanmalardan” ibarettir." Füsun, Kemal'in içinde aşk, sonsuzluk duygusu, bilinmez daüssılalar uyandırdıktan sonra, çekip gitmiştir. Ve ortada giderilmez bir öksüzlük ve bitmeyen bir yas duygusu kalmıştır.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar