MODERNLİĞİN KAYGILARI-1
Reklam
  • Reklam
ERDAL MORAL

ERDAL MORAL

MODERNLİĞİN KAYGILARI-1

25 Ocak 2021 - 11:24

 

Kaygı nedir? Kaygı ve korku arasındaki farklar nelerdir? Bu iki duygu birbirine benzemekle birlikte kavramsal olarak farklı bir duygu durumu imler. Korkunun nesnesi ile kaygının nesnesizliği/muğlaklığı bu iki akraba kavramı birbirinden ayırır. Genel tanıma göre gördüğümüz ya da işittiğimiz bir şeyden, yani bir nesne ya da durum olarak ayırt edilebilen bir şeyden korku duyarız.

 

Dolayısıyla korku dile dökülebilir olana ilişkindir; Örneğin şöyle diyebiliriz örneğin: "Köpekten korkarım" veya "Karanlık caddelerden korkarım". Buna karşın kaygı, çoğunlukla nesnesiz bir korkma hali olarak tanımlanır; yani bizi neyin kaygılandırdığını kolay kolay söyleyemeyiz. Tam da bu yüzden, yani kaygıyı doğuranın belirsizliği yüzünden, rahatsız edici duygular arasında kaygı korkudan beterdir. Psikanaliz kaygı ile korku arasındaki farklara dair, daha karmaşık bir görüş sunar. Kaygı'nın metafiziksel ve psikanalist boyutunu/bağlamını önemsemekle birlikte, toplumsal boyutuna daha net analize tabi tutulabilir, bilince çıkartılabilir.

 

Tarihsel ve toplumsal süreçte her büyük toplumsal-kültürel değişim, dönüşüm/krizlerin kendi çağına ve çağın meydana getirdiği öznelere özgü bir kaygı biçimini üretiyor. Özellikle geçtiğimiz yüzyılda büyük toplumsal krizlerin peşinden her seferinde kaygı çağının geldiğini akılda tutmamız gerekiyor. Özellikle de savaşlardan sonra. Yazar Renata Salecl'e göre geçtiğimiz yüzyılın ilk kaygı çağı 1. Dünya Savaşı ertesinde yaşanmıştı. İkinci Sanayi Devrimi'nin beraberinde getirdiği yeni imha silahlarının kullanılması, modern uygarlığın değerlerine dair köklü bir sorgulamaya yol açmıştı. 

 

Paul Valery modern çağı birbirine en uzak fikirlerin hep birlikte serbestçe varlığını sürdürür göründüğü, yaşamak ve öğrenmek için sabit bir referansın kalmadığı bir çağ olarak betimler. Salecl'e göre ise askeri kriz sona erdiğinde bile, ekonomik kriz ve bununla birlikte en önemlisi, "zihnin krizi" devam etmiş, tüm bunlar da kaygıyı beslemişti. Salecl ilk kaygı çağına dair şunları söylüyor. "Avrupalılar bilhassa varoluşlarına ilişkin bir yeise kapılmıştı, zira kimilerine göre anlamsızlık çağına girilmişti. Kimileri de bu ezici kaygı hissinin temel nedenini, modern idollerin toptan ölümünde görmüştü: Ademoğlu handiyse yapayalnız kalmıştı, zira Tanrı'ya inancını kaybetmişti. Gelgelelim bilime, ilerlemeye ve akla inancın kaybolması da bir o kadar önemli olmuştu. Avrupa'nın da ölümü gibiydi bu. Ne var ki kaygı zamanları Avrupa'da yeni totaliter liderlere yer açmıştı. İtalyan faşizmi ve Almanya'da Hitler'in iktidara gelişi, kaygı çağına çözüm bulma girişimleriydi. Öte yandan uyguladıkları politikalar ikinci kaygı çağının doğmasına katkıda bulunmuştu. Nitekim İkinci Dünya Savaşı'nın ardından, bir kez daha, bilhassa Yahudi Soykırımı ve Hiroşima deneyimiyle yoğunlaşan bir kaygı çağına girilmişti. Bir kez daha, görülmedik gaddarlıkta bir şiddete yol açan kitle imha silahları, savaş bittikten sonra ortaya çıkan kaygı duygusunu tırmandırmıştı. Ve yine, gelecek fikriyle boğuşan insanlığın krizi ekonomik krizle birleşmişti. Fakat "bolluk çağı"nı müjdeleyen 1960'larla birlikte, bu kaygı bahsi de azalmıştı."

 

Devam edecek

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar