ANADOLU ARKEOLOJİSİ & ANADOLU HAZİNELERİ
Reklam
  • Reklam
ESAT BEŞER

ESAT BEŞER

ANADOLU ARKEOLOJİSİ & ANADOLU HAZİNELERİ

25 Ekim 2020 - 13:56

Çoğu Alman arkeoloğu Schliemann’ın kazılarında olmak üzere, Troya’da, on yedi hazine bulunmuştur.

 

Ki; Schliemann’ın bulup, Almanya’ya kaçırdığı hazinelerden Berlin Müzesi’nde olanlar, II. Dünya Savaşı sonrası kaybolmuştur.

 

Bunların, Sovyet İşgal Kuvvetleri’nce SSCB’ye (Rusya) götürüldüğü ortaya çıkmıştır.

 

Troya keşiflerini ve bu konudaki düşüncelerini, kalemiyle dile getirince (1874; Troya’daki Eski Yapıtlar), pek çok uzman, Schliemann’ın bu görüşlerini, kuşkuyla karşılamıştır.

 

Bunun üzerine, 1874 yılında, Hisarlık’ta yeniden çalışmak isteyen Alman arkeoloğa Osmanlı makamları izin vermemiştir.

 

Dahası, kazılarında çıkardıklarını, devletin payını vermeden yurtdışına götürmekten hakkında dava açılmıştır.

 

Gerçi, 1878 yılında, Schliemann, Hisarlık’ta yeniden çalışmaya başlamıştır.

 

1882-1883 yılları arasında, üçüncü; 1888 yılından 1890 yılında ölene dek dördüncü kazısını yapmıştır.

 

1868 yılında, Homeros’un İlyada’sında adı geçen Anadolu’daki yerleri gezen Schliemann, 1869 yılında, bir kitap yazmıştır.

 

Kitabında, Troya’nın Pınarbaşı’nda değil, kuzeyindeki Hisarlık’ta olduğunu; Yunanlı Komutan Agamemnon ile karısının mezarlarının da sur dışında değil, sur içinde olduğunu iddia etmiştir.

 

İddialarının doğruluğunu da kazılarıyla kanıtlamıştır.

 

Ama ondan daha önce, Hisarlık’ın Troya olduğunu, 1822 yılında, ilk defa, Maclaren, ileri sürmüştür ve yine Hisarlık’ta, 1865 yılında, Amerikan Konsolosu Calvert, deneme niteliğinde, ilk kazıyı gerçekleştirmiştir.

 

Hem üstelik Hisarlık’ı Schliemann’a 1868 yılında, Calvert tanıtmıştır.

 

Ayrıca, Schliemann da arkeolojide kabul edilen hiçbir kazı tekniğinin olmadığı bir dönemde, kazıya başlamıştır.

 

Dahası, onun kazı bilimi, araştırma metotlarından çok uzaktı ve uyguladığı kazı yöntemi sonucunda, kazı katları birbirine karışmaktaydı.

 

Dolayısıyla, Anadolu’da, bilimsel nitelikte ilk arkeoloji araştırması, Schliemann’ın değil, Dörpfeld’in yine Troya’da yaptığı kazılarla gerçekleşmiştir.

 

Öyle ki; Dörpfeld, 1882-1890 yılları arasında, Schliemann’ın Troya kazılarına katılarak, onun çalışmalarına daha etkili yeni bir düzen getirmiştir.

 

Keza, 1893 ila 1894 yılları arasında, Troya’da yaptığı kazılarda, höyüğün tüm katlarını kapsayan bir kronoloji geliştirmiştir.

 

Bir başka Alman arkeoloğu ve aynı zamanda, mühendis Humann da 1878 yılında, Osmanlı hükümeti için demiryolu yapımını yönetirken, tesadüfen Zeus Sunağı kabartmalarını bulmuştur.

 

Sunağın toprak altında kalan parçalarını da kazı yaparak çıkarmıştır.

 

Osmanlı hükümetinin izniyle ve Berlin Müzesi’nin desteğiyle, kaidesi dışında, tümüyle sökülen ve parçalar halinde, Berlin’e taşınan sunak da ne yazık ki; Pergamon Müzesi’nde (Berlin) yeniden monte edilmiştir.

 

Gerçi, Humann’dan çok daha önce, İ.Ö. 41. yüzyılda, Pergamon’daki tüm yapıtları, Antonius, Cleopatra’ya armağan etmek üzere, Mısır’a kaçırmıştır.

 

Anadolu’da sürdürdüğü kazılarda, Mausoleion’un kalıntılarını ve Knidos’un yerleşim plânını ortaya çıkaran Sir Charles Thomas Newton da kazıları sonucunda ele geçirdiği yapıtları, ülkesine götürmüştür.

 

Ki; bunlar, Bodrum’daki anıtmezarın kalıntıları ve bir tunç Delphoi yılanı, bir Demeter heykeli ve Knidos’taki büyük aslan, Didyma yolunun iki yanındaki Brankhidai heykelleridir.

 

İngiliz, engellense de hazine, çoktan kaybolmuştur.

 

1963 yılında, Dorak Hazinesi Skandalı’na adı karışan ve Türk makamlarına bilgi vermekten kaçınınca, Çatalhöyük kazısı durdurulan Mellaart da 1964 yılında, Dorak Hazinesi’ne kaçak kazılarda bulunulduğu; kendisinin ise, bu buluntuları gördüğünü ama ne olduklarını bilmediğini ileri sürmüştür.

 

Yine de hazineye ilişkin ilk bilgiler ve ele geçen zengin arkeolojik buluntular, Mellaart’tan kaynaklanır.

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar