Anadolu Arkeolojisi & Suistimali
Reklam
ESAT BEŞER

ESAT BEŞER

Anadolu Arkeolojisi & Suistimali

26 Temmuz 2020 - 13:47

“Anadolu, bir petek; yabancı arkeologlar ise, doyumsuz birer obur arı, yürütmüşler yurdumuzu yüzyıllar boyu.” – Esat Beşer

Bilimsel ilgiden tamamen uzak; soyguncu tavırlarıyla, Anadolu’da araştırmalar yapan yabancı arkeologlar, pek çok arkeolojik buluntuyu beraberlerinde ülkelerine götürmüşlerdir.

Bu süreçte, Anadolu, hunharca talan edilmiştir.

Tarihi eserleri koruyan yasanın yetersiz kalması ve hatta, uzun bir süre, böyle bir yasanın bile olmayışı sonucunda, tarihi eser kaçakçılığı önlenememiştir.

Öyle ki; tamamlanamayan, kapsamlı olmaktan noksan ve değişime uyum sağlayamayan yönetmelikten dolayı, Anadolu’da, tarihi eser kaçakçılığı, sürekli yaşanmıştır.

Tarihi eser kaçakçılığının çözümlenmesi ise, elbette kültür seviyesinin yükselmesine bağlı olduğundan dolayı, bir kısırdöngüdür sürüp gitmiş yüzyıllar boyu. Ta on sekizinci yüzyıla dek.

Örneğin; Hacılar (Burdur) yakınında, bir köy civarında, Frigya Çağı’na tarihlenen kabartmaları, köylüler, parça parça yabancılara vermişlerdir.

Aynı şekilde, Horoztepe’de (Tokat), Bakır Çağı’na tarihlenen bir mezarlığı da yine köylüler tahrip etmişlerdir.

Neticesinde, ele geçen eserlerin büyük bir kısmı, yurtdışına kaçırılmıştır.

Gerçi, arkeolog ve müzeci Osman Hamdi Bey, tarihi eser kaçakçılığına bir nebze engel olmuştur.

Ama, onun müze müdürü oluşuna dek geçen süreçte, tarihi eserleri korumaya yönelik, ne bir kanun ne de bu yönde başvurulacak bir merci yer almıştır.

Zaten, bu yüzden, Anadolu’da, ilk arkeoloji kazılarını yabancı arkeologlar ve kuruluşlar yapmışlardır. Ele geçirdikleri arkeolojik buluntuları ve yapıtları ise, engellenmeksizin, ülkelerine götürmüşlerdir.

Osman Hamdi Bey ve Nizamnamesi

Her ne zaman ki; Osman Hamdi Bey, Anadolu’daki tarihi eserleri korumaya yönelik, Asar-ı Atika Nizamnamesi’ni çıkarır, tarihi eser kaçakçılığına karşı, bilinçli bir direniş başlatmış olur.

Çünkü; Osman Hamdi Bey, koyduğu sınırlamalarla, tarihi eser kaçakçılığını, olabildiğince engelleyebilmiştir.

1857 yılında, Fransa’da, hukuk öğrenimi gören ve buna ilaveten, arkeoloji dersleri de alan Osman Hamdi Bey, 1881 yılında, Müze-i Hümayun Müdürlüğü’ne atanınca, Osmanlı sınırları içerisinde bulunan taşınabilir nitelikte tüm sanat yapıtlarını toplama, koruma ve sergileme düşüncesiyle çalışmıştır.

Dahası, müze müdürlüğündeyken, pek çok arkeoloji kazısı başlatmıştır.

1884 yılında da yeni bir Asar-ı Atika Nizamnamesi çıkarılmasına katkıda bulunmuştur.

Ne var ki; tarihi eserleri bulanlara ikramiye verilmesini ve antikacıların ellerindeki eserleri öncelikle müzeye göstermelerini denetim altında tutmaya çalışsa da bu nizamnamemin uygulanması da ruhsatnameye kayıt edilip denetlenmekten ileriye gidememiştir. Dahası, nizamnamenin zayıf yönlerinden bireysel kazanç yolları aranmıştır. Dolayısıyla, tarihi eser kaçakçılığı, tamamıyla önlenememiştir.

Bu bağlamda, devlete ödenen 1 ila 10 lira gibi önemsiz paralar veya altı günden altı aya kadar hapis ile sınırlı engelleyici değil, cezp edici cezalar dışında, Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarında, sultanlardan sağlanan fermanlarla hediyeler karşılığında ve büyük bir çoğunluğu da gizlice yapılan kazılar sonucunda, Anadolu’dan mütemadiyen tarihi eser kaçırılmıştır.

Zincirli Höyüğü’ndeki (Gaziantep) Hitit eserleri ve Aliağa Çiftliği’ndeki Myrina pişmiş toprak eserleri, Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarında, yurtdışına kaçırılan tarihi önemi büyük yapıtlardır.

Tarihin ve tarihî eserlerin bir milletin varlığının en büyük işareti ve belgesi olduğunu ifade eden Akdeniz Balkan Türkleri Federasyonu Başkan Yardımcısı Selçuk Kurtsatar, tarihî eserlerin korunmasına ilişkin şunları kaydetmiştir:

“Her nasıl ki; bir insanın sahibi olduğu şeylerin belgesi tapudur, tarihî eserler de bir milletin tapusudur. Bu kapsamda, bir devlet, tarihî eserleri korumak adına en katı kanunları koymalıdır ve uygulamalıdır. Konulan tüm kanunlar ise, caydırıcı olmalıdır.”

Tarihi eser kaçakçılığının Türk toplumunda her zaman merak odağı olduğunu kaydeden Çeçen Kültür Derneği Gençlik Kolları Başkanı Hacı Murat Demirci’nin de belirttiği üzere, “Tarihi eser yağmacılığı, haksız üstün kazanç sağladığı için, insanların aklını sürekli çelmiştir.” 

Başkan Demirci, bu tarz uğraşlarla, milli servete zarar verenlere ciddi bir ceza uygulanmasının gerekliliğine değinmiştir:

“Zararın neresinden dönülse kardır düşüncesiyle, bundan sonrasında, tarihi eser kaçakçılığına karşı, daha sıkı tedbirler alınması gerektiği fikrindeyim.” 

 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar