ÖLÜMLE TEHDİT EDİLEN SAMSUNLU CUMHURBAŞKANI ADAYI
Gülsüm ATİK

Gülsüm ATİK

ÖLÜMLE TEHDİT EDİLEN SAMSUNLU CUMHURBAŞKANI ADAYI

31 Mayıs 2019 - 09:13

Samsunlu bir fikir ve siyaset adamı.

27 Mayıs'ın generalleri tarafından ölümle tehdit edilmeseydi, 26 Ekim 1961'de Cumhurbaşkanı seçilecekti.

Ne zaman 27 Mayıs ihtilali ve Türkiye'ye 2017 yılında yapılan referandumla kalkan 'askeri vesayet' denildiğinde aklıma Prof. Dr. Ali Fuad Başgil gelir.

Hani Çarşamba'da bulunan Hukuk Fakültesi'ne adı verilen, 'ölümle tehdit edilen'cumhurbaşkanı adayı.

Dört gün önce 27 Mayıs 1960 askeri darbesinin 59'uncu yıldönümüydü. 

Türkiye'de yaşanan askeri darbelerin ya da kalkışmaların içerisinde emir komuta zinciri dışında yapılmış cumhuriyet tarihinin ilk ve tek darbesi; 27 Mayıs'tır.

Ancak 27 Mayıs'ı sadece bir askeri darbe olarak görmemek gerekir. Bu darbe ile devletin teşkilat sisteminde yapılan düzenlemelerle Türk siyasetinde uzun süre devam edecek askeri vesayet sisteminin temelleri de atılmıştır.

2017 yılındaki referanduma kadar devam edecek bu askeri vesayette Türkiye adeta yeniden dizayn edilmiş, güçler ayrılığı ilkesi derinleştirilmiş, yürütmenin gücünü azaltacak, sınırlandıracak çeşitli mekanizmalar oluşturuldu. 

Örneğin; CHP’nin 27 yıllık tek parti iktidarında var olmayan bir Anayasa Mahkemesi, iktidarların değişebileceğinden hareketle hükümet karşısında bir kuvvet olması için kurulurken, üniversiteler başta olmak üzere ve TRT bazı kurumlar da özerkleştirildi. 

Ayrıca 450 üyeli Millet Meclisi’nin yanında seçkinlerden oluşan 150 mevcutlu bir senato kurularak iki meclisli yasama sistemine geçildi.  Amaç seçilmişlerin, yani siyasetçilerin güçlerini sınırlamaktı. 

İşte Samsunlu hemşehrimiz Ali Fuad Başgil de 27 Mayıs darbesinin ardından 15 Ekim 1961'de Adalet Partisi listesinden seçilen bağımsız Samsun senatörüydü.

Darbeci generaller emekli olduktan sonra İzmir'de evine çekilen eski Kara Kuvvetleri Komutanı Cemal Gürsel'i devletin başına getirmişlerdi.

26 Ekim 1961'de yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde Gürsel'in karşısında güçlü bir cumhurbaşkanı adayı olan Profesör Ali Fuad Başgil çıktı. Meclis'teki çoğunluk da Başgil'den yanaydı. 

Ama ne olduysa Ali Fuad Başgil, Cumhurbaşkanlığı adaylığından bir gecenin sabahında adaylıktan çekildiği yetmezmiş gibi, senatörlükten de istifa etti. Bu da yetmedi, bavulunu toplayıp apar topar yurtdışına çıktı.

Ali Fuad Başgil'in neden adaylıktan çekildiği ise yıllar sonra anlaşıldı.

Hikmet Özdemir'in 'Devlet Krizi' kitabında anlatıldığına göre Ali Fuad Başgil bir akşam Başbakanlığa davet edildi. Davet edenler 27 Mayıs’ın generalleri Orgeneral Fahri Özdilek ile Orgeneral Sıtkı Ulay'dı; " Adaylığınız geri almanız lazımdır. Cemal Gürsel'in karşısında başka bir adaya müsaade edemeyiz" dediler.

Ali Fuad Başgil itiraz edecek oldu ama Sıtkı Ulay, “Seçildiğiniz anda Cumhurbaşkanı töreni için toplarınız atılmayacaktır. Sizi Cumhurbaşkanlığı arabası alıp Köşk’e götürmeyecek, aksine bir cipe bindirilerek Etlik’e götürüleceksiniz; orada yeriniz hazırlanmıştır. Belki de Etlik’te gömülebilirsiniz” dedi.

Fahri Özdilek de "Bu teklifimizi kabul etmezseniz hayatınızı garanti edemeyiz, bunu açıkça söyleyelim" diye ekledi.

Başgil önce AP Genel Başkanı Ragıp Gümüşpala ve CKMP Genel Başkanı Osman Bölükbaşı ile ayrı ayrı görüştü. Sabaha karşı bir taksiyle İstanbul'a gitti. Adaylıktan çekilmekle kalmadı senatörlükten de istifa etti, sonra da yurtdışına çıktı.

26 Ekim 1961 günü ise Cemal Gürsel, tek aday girdiği Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, asker tarafından kuşatılmış olan Meclis’ten 434 oy alarak, dördüncü Cumhurbaşkanı sıfatıyla 7 yıllığına Çankaya Köşkü’ne çıktı.

27 Mayıs deyince nasıl Ali Fuad Başgil ve askeri vesayetin Türkiye'ye ödettiği bedelleri hatırlıyorsam, CIA-FETÖ vesayetini ve devleti kuşatmasını,  15 Temmuz 2016 FETÖ kalkışmasını ve 15 Temmuz cüretine nasıl gelindiğini, hangi hataların yapıldığını, Ergenekon ve Balyoz davalarını da aynı berraklıkla anımsarım.

Sonuç olarak; Türkiye Cumhuriyeti'nin 96 yılık tarihi süresince ortaya çıkan gerçekler ışığında güçler ayrılığı, ulus devlet, emperyalizm ve ulus devlet ilişkisi, NATO ülkesi olmanın anlamı, sivil toplum ve AB-ABD güdümlü sivil toplum, hükümet-devlet-vatandaş-hak ve özgürlükler, devlet ve demokrasi sorununu yeniden ele almamız gerektiği apaçık ortadadır.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar