TARİHTEN BİR YAPRAK
Reklam
  • Reklam
İsa ABANOZ

İsa ABANOZ

TARİHTEN BİR YAPRAK

18 Kasım 2020 - 11:20

Okudukça hüzünleneceğinizi tahmin ettiğim bir hikaye aktarmak istiyorum.

18 Kasım 1922 yılında halife seçilen Abdülmecid  Efendi, Cumhuriyet sonrasi 3 Mart 1924 yılında ani bir kararla, 17 kişilik ailesiyle birlikte sürgüne gönderilmek üzere akşam Dolmabahçe sarayına, dönemin İstanbul emniyet müdürü polislerle gelir; Abdulmecid efendi o esnada Kuran'ı Kerim okumaktadır.

Müdür ve polisler odaya girer "45 dk. zamanınız var."

"Hazırlanın sürgüne gönderiliyorsunuz" derler.

itiraz etse de emrin Ankara'dan geldiği anlatılır. Okumakta olduğu Kur'an-ı Kerimi kapatır, ellerini Semaya kaldırarak,

"Allah'ım görüyorsun uğruna can ve cananlar verdiğimiz Vatanımdan sürgün ediliyorum, Gurbet ellerde ölürsem, beni Peygamber Efendime komşu eyle" der ve apar topar ailesiyle birlikte hazırlanırlar, yine Apar topar Haydarpaşa Tren garına getirilirler. Önce Belçika oradan da Fransa'ya gönderilir.

Abdulmecid Efendi Fransa'da Müslümanlarla Camilerde buluşur, Müslümanlar üzüntülerini dile getirirler, hürmet ve izzette bulunurlar, çaresizliklerini bildiklerinden yardım etmek isterler ama Abdulmecid efendi asla kabul etmez.

Haydarabad Nizamı (Pakistan) Osman Han, Halifemize yardım etmek ister fakat kabul görmeyince, O dönem genç bir kız olan Dürrüşehvar sultanı büyük oğlu Azam Cah için ister.

Buradaki önemli detay şayet dünür olursak yardım edebilirim düşüncesi.

Müslümanların ricası üzerine kızını Haydarabad Prensine verir ve dünür olurlar. Yine yardımları kabul etmez.

Mübarek ve ailesi uzun yıllar Fransa'da yaşar çok yokluklar çekerler. 1944 yılında hastalanır. Hasta yatağında ölünce Vatanına, Türkiye'ye defnini vasiyet eder, uzun sürmez vefat eder.

Kızı Dürrüşehvar Sultan Haydarabad prensiyle evli olmasından dolayı Pakistan vatandaşıdır ve Türkiye'ye rahat girebilmektedir. Babasının vasiyetini yerine getirebilmek için (Özellikle İnönü’ye) defalarca Türkiye'ye gelir ve yetkililere yalvarır.

Hatta Bulgaristan sınırından Türk tarafına girişe defnedelim dönüp gidelim diye yalvarır. Ama asla izin verilmez.

Bir umut diye tam 10 yıl yani 1944 ile 1954 Yıllarında Türkiye'ye defni için Fransa'da morgda bekletilmiştir. Fakat Türkiye’ye defnedilme vasiyeti kabul edilmez.

Dürrüşehvar Sultan Hem umre, hem de babasının 10 yıldır Morgda bekleyen cesedinin defni için Suudilerden, Türkiye Hükümetine girişimde bulunup bu konuda yardımcı olmalarını ricaya gider. O dönem Suudiler talebi kabul ederler ve hemen Türk Hükümeti ile irtibata geçip durumu ve talebi iletirler ama maalesef talep kabul görmez.

Suudiler de bu duruma çok üzülür. Mübarek zatın, Arabistan topraklarına defnedilmesini kabul ederler.

Morgdan alınan cesed Arabistan'a getirilir

O dönemin Suudi yetkilileri Peygamber Efendimizin ailesinin ve sahabelerin Kabristanı olarak bilinen Cennet-ül baki(Cennet bahcesi) Mezarlığına defnedilmesini isterler ve buraya defnedilir. Böylece son halifenin duası kabul olur ve Peygamber efendimize komşu olur.

Tam 10 yıl Türkiye’ye defnedilmek için morgda bekletmek. Evladlar için vefa borcu, hükümet için züldü.

 

Gelelim Dürrüşehvar Sultan’a, onda Türkiye'ye dair kalan tek hatıra giderken sarayın bahçesinden oynamak için aldığı bir taş...

Bu taşı ölene kadar saklamıştır.

Dürrüşehvar Sultan, aynı zamanda önemli bir ressam olan babası Halife Abdülmecid Efendi’ye de ilham vermiş ve Halife, kızının bir kısmı bugün Dolmabahçe Sarayı’nda hâlâ mevcut olan çok sayıda tablosunu yapmıştı.

Dürrüşehvar Sultan 2006 yılında 92 yaşında Londra’da vefat etti. Daha önceden babasına izin vermeyen yetkililere bir nevi küserek "Beni Türkiye’ye defnetmeyin" diye vasiyet ettiğinden dolayı, Brookwook Müslüman Mezarlığı’nda, annesi Mehisti hanımefendi’nin yanında toprağa verilmişti...

Ruhları şad olsun, Allah rahmet eylesin...

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar