ZENGİNİN ÇOCUĞU AŞKIN MEYVESİ, FAKİRİN ÇOCUĞU...
Reklam
Miraç ÖZTÜRK

Miraç ÖZTÜRK

YAZI İŞLERİ

ZENGİNİN ÇOCUĞU AŞKIN MEYVESİ, FAKİRİN ÇOCUĞU...

06 Temmuz 2020 - 09:39

Yaz geldi. Sıcaklar kendini hissettirdi. Günler uzadı. Yazın başladığını aslında bu emareler ile değil, televizyonlarda yayımlanmaya başlayan diziler ile anlayanlardanım ben. 

Zengin oğlan fakir kız hikayesinin farklı farklı versiyonları karşımıza çıkarken, aslında izlediğiniz vakit içten içe bizleri küçümseyen, aklımızla dalga geçen ve en önemlisi de toplumun "iki yüzlü" olduğu gerçeğini suratımıza vuran diziler bunlar. 

Hikayeler ülkenin yüzde 1'lik azınlığı üzerinden kurgulanıyor. Holding sahibi, bol kaslı, yakışıklı,  kendine güveni tam, cool oğlanlar... Lüks yatlar, klasik arabalar, villalar... Sabah kahvaltısında taze sıkılmış portakal suyu... Özel şoförler, hizmetçiler... Yani, diziyi izleyen kitlenin, yüz yıl çalışıp, hiç yemeyip, içmeyip biriktirse dahi ulaşamayacağı hayatlar. 

Günde 12 saat çalışıp, sabah kahvaltısında kuru bir poğaça yiyen, öğlenleri simit ile geçiştiren, akşam da kuru fasulye pilava, bulgur ile ayrana kaşık atanların karşısında nispet yapar gibi yayınlanan diziler. 

Toplumun var olduğunu iddia ettiği "ahlaki değerleri" de hiçe sayan diziler hem de... 

Ahlak çok göreceli bir kavram bizim toplumumuzda. Dizilerde nikahsız yaşayanlar, hamile kalanlar, aynı anda 3 kadını ya da erkeği idare edenler, yakınlaşanlar, öpüşenler, sevişenler... İlgiyle izlenirken; hatta iç geçirilip, elinde çekirdek ile yeri geldiğinde üzülürken hallerine... Aynı anda mahallenin kızını evine bırakan sevgilisi büyük dert olabiliyor bize... Ya da sahilde yan yana oturan, belki küçük bir buse konduran sevgilisinin yanağına, bizim ahlaki değerlerimizi sarsabiliyor. 

Bu işler böyle değil midir zaten? 

Hani internette dolanan güzel bir yazı var ya... 

Zenginin evlilik dışı çocuğu olur, aşkının meyvesi derler, fakirinki ise piç olur... 

Zengin çapkınlık yapınca playboy olur, fakir yaparsa "yollu." 

Zengin eski bir şeyler giyerse "vintage modası" olur, fakir giyse "eski püskü." 

Fakir bir şey çalsa "hırsız" olur, zengin çalarsa "kleptoman." 

Zengin yol ortasında çekse bir kızı, yapışsa dudaklarına "cool" olur, fakir yapsa "sapıklık." Üstüne bir de tacizden dava açılır. 

Zenginin çocuğu "hiperaktif" olur, fakirin çocuğu "yaramaz." 

Zengin tavuk ızgara yapsa adı "barbekü" olur, fakir yapsa "mangal." 

Fakir evlilik dışı sevişse "zina", zengin yapsa "kaçamak."

Örnekleri çoğaltmak mümkün…

Aramızda dağlar kadar fark var. Farkında değiliz belki ama bir "kast" sistemi içerisinde, her sınıfın kendi ahlaki yargılarına göre bir yaşam var. Kendi hayatında izin vermediği, eleştirdiği, komşusunda, eşinde dostunda görünce "yaftaladığı" şeyleri, dizilerde görünce merakla izleyen, üzülen, ağlayan, alkışlayan bir ikiyüzlülük var bizde. 

Bunların haricinde, 20'li yaşlarda insanların lüks villalarda, lüks arabalarla, holdinglerle, bu kadar dertsiz tasasız bir hayat sürmelerini gözümüzün içine sokmalarına, gerçek hayatta da böylelerinin var olduğuna hiç şaşırmayan, hatta "helal olsun" diyenlerin de sayısı azımsanmayacak kadar. 

Çok şükür kimsenin malında, mülkünde gözümüz yok ama...

85 milyon insan ile aynı kaderi paylaşmayan mutlu azınlığın hayatını da kimsenin gözümüzün içine sokmaya hakkı yok. 

Sadece diziler üzerinden değil... 

Bize sunulan her "haberde" bu var. Çok değil, bir kaç gün önce, "imparator" İbrahim Tatlıses'in 25 yaşında genç bir kızla ilişkisini, evlilik yolunda adım attığını merakla, alkışlarla izlemedik mi? Haberlerde, magazin programlarında çok "olağan" bir şey gibi bakmadık mı bu olaya? Aynı şeyi, komşu Mehmet Amca yapınca vereceğimiz tepkiyi, "koskoca" İbrahim Tatlıses'e verdik mi? 

Bu toplum namus cinayetleri yaşamıyormuş gibi, evlilik dışı çocuk sahibi olanlar çocuklarını çöp poşetine koyup ölüme terk etmiyormuş gibi, intiharlar yaşamıyormuş gibi yapmaya devam edelim biz... 

Devekuşu misali kafamızı gömelim toprağa...

Elimizde çekirdek, çayımız da yanında "gıpta" ederek izlemeye devam edelim mutlu azınlığı...

Kim bilir, belki bir gün bize güler şans da, sınıf atlarız...

Atlayamasak bile, izledikçe mutlu oluruz...

Bir yandan televizyona bakar, diğer yandan pencere önünde, mahallenin kızını gözetleriz…

Selam ve saygıyla...

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • Deniz Göçmen
    1 ay önce
    İnce görüş. İyi vuruş. Yine döktürmüşsün. Kalemine sağlık.

Son Yazılar