BİR HAYALİ ÜLKE ÖYKÜSÜ
Reklam
  • Reklam
MURAT ŞENEL

MURAT ŞENEL

BİR HAYALİ ÜLKE ÖYKÜSÜ

17 Kasım 2020 - 10:37

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, pireler berber, develer tellal iken, uzak bir hayali ülkede HERKES, BİRİSİ, HERHANGİ BİRİ ve HİÇ KİMSE adlı dört kişi yaşarmış. Yaşadıkları yer güzel bir ovaymış, bastonu diksen yeşerir ve çeşit çeşit sebze, meyve ve bakliyat yetişirmiş. 

Günün birinde, bu uzak ülkede ekonomik kriz yaşanmaya başlamış. Fabrikalar kapanıyor, işçiler ücretsiz izne çıkarılıyormuş. Haliyle enerjiyi en fazla kullanan fabrikalar kapandıkça ülkenin enerji üretimi, tüketiminin önünde gitmeye başlamış. Enerji fazlası buzdolabına konup saklanamadığına, derin dondurucuya konup ihtiyaç halinde kullanılamadığına göre tek çare komşu ülkelere satmakmış. Gel gör ki tüm komşuları ile kavgalılarmış…

Ama, asıl sorun doğal gazı olmayan, kömürü de pek kaliteli yanmayan bu ülkede, enerjinin yarısından fazlası da yine kavgalı olduğu ülkelerle dünyanın öbür ucundan getirilen doğal gaz ve kömürle üretildiği için pahalıya mal olmasıymış. Bu nedenle üretilen fazla enerji de satılamadığı için toprağa veriliyormuş.    

Ülkenin nehirleri boşa akarken, güneşi ve rüzgarı varken yani yenilenebilir enerji kaynakları kendine yetecekken, bu yolun tercih edilmesini kimseler anlayamıyormuş. Hele bir de alım garantili yüksek fiyatlar, sadece ülkenin bir kısım sermayedarlarını memnun ediyormuş. 

Derken, yaban ellerde doğuda birkaç ülkenin kralları parayla satın alıp işlediği ve fazlasını yakıp enerji ürettiği modern dünyanın her türlü çöplerini, halkı hastalanmaya ve doğası kirlenmeye başlayınca almayacağını duyurmuş. Gelişmiş ülkelerde bir panik başlamış, dağlar gibi yığılan çöplerin depolanması, geri dönüşümü artık büyük sorun olmaya başlamış. 

Konumuz olan hayali ülkede hemen bir vezir, baş vezire koşmuş; “Harika bir fikrim var ama bunu önce padişahımıza anlatabilirim.” demiş. Çünkü baş vezirin bu güzel fikri alıp kendi fikriymiş gibi satacağını biliyormuş. 

Gel zaman git zaman, padişaha bu fikri açıklamışlar. Ülkedeki çöplerin geri dönüştürülemediğini, çöp dağlarının biriktiğini, toprağı kazıp doldurup üstünü örtünce de zaman zaman patladığını, suların kirlendiğini filan anlatıp “Gelin kanunları değiştirelim, bu çöpleri de sürekli oluşacağı için yenilenebilir enerji kaynağı olarak tarif edelim.” demişler. 

Oysa modern dünyada yenilenebilir enerji kaynakları olarak tabiatın yerine her gün yenisini koyduğu rüzgar, su ve güneş tarif edilirmiş. Ülkenin batısında kalan ve başvezire göre bu ülkeyi kıskanan bir ülke güneşi fazla olmadığı halde yenilenebilir kaynak güneşten enerjisini üretirmiş.

Baş vezir ve vezirler hemen toplanıp kanuna insani faaliyetten dolayı sürekli üretilen, kaynağında ayrıştırılmadığı için ülkenin başına bela olan çöpler, araba lastikleri, su arıtma tesisi çamuru, kentsel atıklar, kısaca akıllarına ne gelirse “Yakalım ve enerji üretelim.” demişler. 

Zaten Batı’da yer alan ve hep “Seni de yanımıza alacağız.” diyerek oyalayan medeni devletler, “Seni tam üye yapmayalım ama imtiyazlı bir üyelik verelim, sonra durumuna bakarız“ deyip duruyorlarmış. Hal böyle olunca Batı ve diğer dünya ülkelerinin çöpünü alıp yakmak için bir sorun kalmamıştır artık. Çünkü bu ülkelerin kanunlarında çöp yakmak yasakmış ve çok zorlu, ağır cezaları varmış. 

Kanun çıkmış ve hemen sermayedarlar, ülkenin kendini besleyecek yegane ovalarına, ormanlarına dalmışlar. Ülkenin siyasetçileri de, gazetecileri de hemen alkışa başlamışlar; “Yaşa, var ol! Çöplerden de kurtulduk, üstelik para da kazanmaya başladık.” naraları atmışlar. Hatta bu santrallerin zararlı olduğunu söyleyenleri de hain ilan edip sermayenin önüne yatmışlar, yollarını yapmışlar, atık sularını “Halka hizmet getiriyoruz.” falan diye tabela koyarak derelere bağlamışlar. 

Halkın büyük bir kısmı hayran hayran bu tesisleri seyrederken, “Kötü bir şey olsa padişahım bunu bize reva görür mü hiç?” demişler. Hatta, tesisin izinleri için belediye meclisinde tartışma yaşanırken muhalefetten birileri, konunun bir uzmanına “Bu tesisler zararlı mı?” diye sormuşlar da o uzman konudan bihaber olduğu için “Hiçbir zararı yoktur, kabul edin.“ demiş, oy birliği ile kabul etmişler. 

Demiş demesine de Karaman‘ın koyunu sonra çıkar oyunu misali, başka birileri “Ne yaptınız yahu!.. Bu santrallere dünyanın her yerinde itirazlar var, bizi kanser edecekmiş, ciğerlerimize kül ve karbondioksit dolacakmış.” deyince uzman düşmüş yollara… “Vah ben ne ettim, ne yaptım!..” demeye ama iş işten geçmiş. Sermaye bütün izinlerini jetten bile hızlı almış. 

Santrallerin zararlı olduğunu ve itiraz edilmesi gerektiğini aslında HERKES biliyormuş. HERKES, BİRİSİ’nin bu işe dur diyeceğine de adı gibi eminmiş. Gerçi bu itirazı HERHANGİ BİRİ de yapabilirmiş ama HİÇ KİMSE yapmamış. 

Derken BİRİSİ buna çok kızmış, çünkü sorun artık HERKES’in sorunuymuş. HERKES, HERHANGİ BİRİ’nin bu şikayette bulunup dava açacağını biliyormuş ama HİÇ KİMSE, HERKES’in yapamayacağının farkında dahi değilmiş. 

Sonunda bu ülkede HERHANGİ BİRİ’nin yapabileceği bu şikayeti HİÇ KİMSE yapmadığı için HERKES, BİRİSİ‘ni suçlamış. Daha sonra hep o beklenen BİRİSİ çıkınca da HERKES, BİRİSİ‘ni yalnız bırakmış. Ama, BİRİSİ bir süre sonra yanına HERHANGİ BİRİSİ’ni de alarak mücadeleye inatla devam etmiş, hatta devam ediyormuş.  

Ne diyor Dante? “Sen, sana düşeni yapmadıktan sonra, başkalarının yapacağı iyilikten sana ne?“ 

Yukarıda yazılan ülke ve karakterler tamamen hayal ürünü olup BİRİSİ tarafından uydurulmuştur. HİÇ KİMSE, yukarıda anlatılan hayal kahramanlarını HERHANGİ BİRİ’ne benzetmesin. HERKES işine baksın. Siz sağlıcakla kalın… 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar