Gerçekler ve Yalanlar
Reklam
  • Reklam
MURAT ŞENEL

MURAT ŞENEL

Gerçekler ve Yalanlar

28 Aralık 2020 - 06:33


İnsanoğlu bana göre yaklaşık 50 milyon yıldır dünya üzerinde yer almaktadır. Bu süre zarfında bilimsel ve teknik anlamda ciddi gelişmeler kaydedilmiştir. Ancak evrensel hukukun son yıllarda birçok ülkede tavizsiz uygulanmaya başladığı günümüze kadar, her doğruyu her yerde söylemek cesaret isterdi. 

Bilim dünyasında onlarca alim ve araştırmacı, yobazlar ve özellikle engizisyon yıllarında kilisenin katı tutumu nedeniyle yok edildiler. Belki de bu tutum yüzünden insanlık tarihi yüzlerce yılı boşuna harcamış oldu. Doğruyu söyleyenler dokuz köyden kovulurken, onuncu köy henüz inşa edilmemişken, gelişimin hızının düşmesi gayet normal karşılanmalıdır. 

Gerçekler bazen can yakar, acıdır ama yalanlar ise bir o kadar tatlı gelir insana. Hele birde okuma kültürü olmayan, cahil toplumlarda bir kaşık bal gibi yutturursunuz yalanlarınızı insanlara. Tıpkı 19. yüzyıl efsanesinde olduğu gibi.

Yıllar önce Gerçek ve Yalan adında iki insan varmış. Bir gün yolları kesişir ve arkadaş olurlar. Tatlı bir yaz günü sözleştikleri yerde buluşurlar. Bay Yalan, Gerçek adlı arkadaşına döner ve “Bugün hava çok güzel” der.

Bay Gerçek etrafına bakar, gözlerini gökyüzüne kaldırır. Hava gerçekten çok güzeldir, masmavi ve bulutsuz gökyüzünde güneş pırıl pırıl parlamaktadır. Bir kuyunun önüne gelene kadar birlikte çok zaman geçirirler, eğlenirler, havadan sudan konuşurlar. Bay Yalan her sözünde doğru söyler, Bay Gerçek ise hep kuşkuyla yaklaşır. 

Bay Yalan yine doğru bir cümle kurar.

– “Su çok güzel, birlikte kuyunun içinde banyo yapalım!”

Bay Gerçek, şüpheci bir şekilde suya dokunur ancak su gerçekten çok güzeldir. Üstlerini çıkartırlar ve yüzmeye başlarlar. Eğlencenin bir bölümünde Bay Yalan suyun altında en fazla kimin kalacağı yönünde bir iddia başlatır. Önce Bay Gerçek nefesini tutup suya dalacaktır, nefesini tutar ve suya dalar. İçinden saymaktadır 1,2,3,4…

Bunu fırsat bilen Bay Yalan bir anda sudan çıkar, Bay Gerçek’in kıyafetlerini üzerine giyer ve kendi kıyafetlerini de yanına alarak kaçar, kayıplara karışır. Nefesi kesilen Bay Gerçek sudan kafasını çıkartır ama ne kıyafetleri ne de Bay Yalan ortada yoktur. Çıplak kalmıştır, Bay Yalanı bulmak ve kıyafetlerini almak üzere her yeri arar. Geçtiği her yerde çıplak Bay Gerçek’i görenler onu ayıplar ve öfkeyle bakarlar. Zavallı Bay Gerçek üzgün bir şekilde kuyunun kenarına geri döner ve sonsuza dek gözlerden uzakta yaşar, ortadan kaybolur.

Bay Yalan ise o günden bu yana, dünyanın her yerinde Bay Gerçek gibi giyinmiş ve içimizde yaşamaktadır. Dünya ise bütün çıplaklığı ile önümüzde duran Bay Gerçek’i görmek, aramak istemez. Jean Leon Gerome Kuyudan Çıkan Gerçek (1896) adlı eserinde bu temayı işler.   

Günümüzde değişen pek bir şey yoktur, çünkü Bay Gerçek hala tüm çıplaklığı ile gözlerden uzaktadır. Güncel bir örnek ister misiniz? 

12 Ada’nın Yunanistan’a Lozan anlaşmasıyla bırakıldığı bir hikaye tam bu konuya güzel bir örnek teşkil eder. Bay Gerçek bize bu konuyu şöyle anlatır;

Osmanlı ile İtalya Trablusgarp Savaşı'nda karşı karşıya gelmiştir. 1911 ile 1912 yılları arasında gerçekleşen bu savaş, aynı zamanda Mustafa Kemal Atatürk'ün ilk savaşıdır. İtalya'nın hammadde arayışlarına girmesi ve Osmanlı'nın Trablusgarp'ı koruyacak gücünün kalmaması savaşın ana nedenleri arasında yer alır. Bu savaşın sona ermesi ile birlikte iki ülke arasında Uşi anlaşması imzalanmıştır. Uşi anlaşmasının sonuçları ile birlikte Osmanlı Devleti Kuzey Afrika'daki varlığını resmen kaybetmiştir. Lozan Kentinin Ouchy (Uşi) kasabasında imzalanan meşhur antlaşması maddeleri şöyledir;

-Trablusgarp ve Bingazi'ye tam özerklik verilecek. Bu kentler yeni kanunlarla yönetilecek.

-Halk dini yönden Osmanlı halifesine bağlı kalacaktır.

-Osmanlı devleti, Libya'da bulunan askeri, sivil ve memur görevlilerini geri çekecek.

-İtalya kapitülasyonların kaldırılmasında Osmanlı Devlet'ine yardım edecek.

-İki devlet arasındaki düşmanlık sona erecek.

-İtalya'nın elinde bulundurduğu Rodos ve 12 ada geri verilecek.

Balkan Savaşının patlak verdiği dönemde Osmanlı artık iyice zayıflamış ve çok farklı cephelerde savaştığı için gücü kalmamıştı. Bu yüzden buraya ne ordu, ne donanma ne de teçhizat gönderebilmişti. Mustafa Kemal, Enver Paşa, Nuri Bey, Fuat Bey ve Fethi Bey gibi vatanseverlerden oluşan gönüllü subaylar gizlice Trablusgarp’a gitmişler ve yerli halkı örgütlemişlerdir. Bingazi, Derne ve Tobruk gibi birkaç yerde başarılı olunsa dahi donanması güçlü İtalya Rodos, 12 Ada ile Çanakkale Boğazı‘nı ablukaya almıştır. Sonuç olarak Osmanlı Devleti bu anlaşmayı imzalamaya mecbur kalmıştır. 

Evet, Bay Gerçek bize 12 Ada’nın İtalyanlara geçici olarak bırakıldığını, Osmanlının Balkan Savaşını kazandığı takdirde Ege Denizi’nin yeniden Türk gölü haline geleceğini düşündüğü için geçici bir süre için kabul edildiğini söylemektedir. 

Ama Bay Gerçek’in elbiselerini giymiş Bay Yalan ortaya çıkarak 12 Ada’nın Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığının belgesi olan Lozan antlaşması ile Yunanistan’a bırakıldığını hiç sıkılmadan söylemektedir. 

Bu tür durumlarda okuma ihtiyacı duymayan, yorum yapma yeteneğini Bay Gerçek’in saklandığı kuyuya atan toplum, Bay Yalan’ın sözlerine itibar eder. 

Bize düşen ise Bay Gerçek’in tüm çıplaklığına rağmen artık ortaya çıkmasına yardımcı olmak, Bay Yalan’ın üzerindeki kıyafetlerini alıp, Bay Gerçek’e giydirmek, Bay Yalan’ı ise hak ettiği şekilde tüm çıplaklığı ile bir daha ortaya çıkmayacak şekilde kuyuya saklanmaya mecbur bırakmak olacaktır. 

Bay Gerçek ve Gerçekler aslında bin yıllardır kuyudan çıkıp aramızda tüm çıplaklığı ile gezmektedir ama sanırım Bay Cesurların onu görüp, görmezden gelenlere, umursamazlara takdim etmesi daha doğru bir hareket olacaktır. 

Bay Gerçekle, sağlıcakla ve bilgiyle kalın…

 

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • M.Saraç
    4 ay önce
    Baylar durum ortada, bundan daha güzel ve anlaşılır nasıl anlatılırki. Herkes kendi gerçeğini yaratacağına yalanlara inanmadığı zaman, adam oluruz. Ama okumalıyız, kahve sohbetlerinde yolumuzu aydınlatamayız. Kalemine sağlık, Murat Kardeşim.

Son Yazılar