GİRESUN'DA YAŞANAN TAŞKIN VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ-I:
Reklam
  • Reklam
MURAT ŞENEL

MURAT ŞENEL

GİRESUN'DA YAŞANAN TAŞKIN VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ-I:

05 Ekim 2020 - 11:05

Sevgili dostlar merhaba;

Ülkemiz ve dünya küresel çaplı iklim değişikliğinin korkunç yüzü ile karşılaşmaya devam ediyor. Konya’da ve Ankara’da sahra çöllerini anımsatan kum fırtınaları görüyoruz. Antalya açıklarında Akdeniz üzerinde her yağışla beraber hortum videoları paylaşılıyor, Karadeniz son yılların en sıcak deniz suyu değerlerine ulaşıyor. 

Buna bağlı olarak Karadeniz deniz suyu sıcaklıkları Doğu Akdeniz değerlerine yakın bir hal alıyor ki sıcak su seven Balon balıkları da dahil birçok baskın tür artık Karadeniz sularında da yaşam alanları bulmaya başlıyor. 

Karadeniz kıyılarında yapılan hatalı dolgular, deniz tabanında oluşan değişiklikler ve buna bağlı kıyı sularının aşırı ısınması ilimizde olduğu gibi tüm kıyı şeridinde benzer kirlilikleri de beraberinde getirmektedir. En önem verilmesi gereken husus ise buharlaşmanın artması sonucu yükselen su buharının yüksek Karadeniz dağlarına çarpması sonucu oluşana sert ve kararsız yağışların giderek artacak olmasıdır. 

22 Ağustos tarihinde Giresun ilinde yaşanan taşkınlarla ilgili olarak hemen herkes çok farklı yorumlar yaptılar ve tüm sorun kaynakları ortadayken, birisini ıskalayıp diğerini işaret ettiler. Ancak bilimsel bazda yapılan çalışmalar ise sonraki günlerde yayımlanmaya başladı. Bu raporlardan bir tanesi yöreyi çok iyi tanıyan yetkin kişilerce yapılmış olup özetle bahsedeceğim konumuza temel teşkil edecektir. Aşağıda okuyacağınız bölümlerin büyük kısmı rapordan aynen alınmıştır. 

Türkiye Ormancılar Derneği Merkez Yönetim Kurulunun 24.08.2020 Tarih ve 60.2 sayılı kararı ile TOD Giresun Temsilci Orman Yüksek Mühendisi Vural Aktaş ve TOD Üyesi Orman Yüksek Mühendisi Ali Kemal Günaydın sel bölgesinde incelemelerde bulunmaları ve konu ile ilgili teknik rapor düzenlemeleri için görevlendirilmişlerdir. Mahallinde yapılan inceleme, görüşme ve tespitler sonucu bir rapor düzenlenmiştir.

Şimdi içinizden hemen yörede çok sayıda yapılmış HES’lerden kaynaklandı dediğinizi duyar gibiyim. Ancak yapılan inceleme ve tespitler HES’ler ile beraber farklı alanlarda yapılan ciddi planlama hatalarının felaketin boyutlarını artırdığını göstermektedir. Raporun giriş kısmında aynen şu ifadeler yer almaktadır: 

“Giresun İli ve İlçelerinde 22.08.2020 günü meydana gelen sel felaketine neden olan yağış miktarı Meteoroloji Genel Müdürlüğü ölçümlerine göre; 24 saatte Giresun Şehir merkezine 48,2 mm, yüksek rakımlı yerleşim bölgelerinde 100 mm’ den fazla olarak ölçülmüştür. Bölgede ölçülen en yüksek yağışlar Yağlıdere’de 136,2 mm, Çanakçı da 120,6 mm, Dereli Kümbet Yaylasında 53,3 mm’dir ölçülmüştür. 

Giresun İlinde sel felaketinin yaşandığı Batlama, Aksu, Yağlıdere ve Harşıt Derelerinin su toplanma havzalarında yapılan incelemede; Bu derelerin havzalarının çok sayıda irili ufaklı yan derelere sahip çok dik yamaçlı geniş havzalar olduğu (yamaç meyillerinin ortalama yüzde 80-90 olduğu) tespit edilmiştir.

Bu havzalarda en çok 600-700 m. rakımlara kadar olması gereken fındık tarımının zaman içinde ormanlarda yapılan açma, yerleşme ve tahribatlar sonucu 1000-1200 m. rakımlara kadar çıktığı görülmüştür.

Bu fındık bahçeleri tesis edilirken dik yamaçlarda her hangi bir teraslama işleminin yapılmadığı, aşırı yağışlarda süratle yüzeysel akışa geçen yağmur sularını drene ederek yan derelere tahliye edecek drenaj ve derivasyon hendeklerinin olmadığı görülmüştür.

Ayrıca fındık bahçelerinin imarı işlemlerinde çıkarılan dal ve sürgünlerin arazideki çukurluklara, ya da dere içlerine taşınarak yığıldığı, bu artıkların diğer rüsubatla birlikte yağmur suları ile sürüklenerek menfezleri tıkadığı tespit edilmiştir.”

Sevgili dostlar, son yıllarda fındık fiyatlarında yaşanan artışlar yanı sıra kısıtlı coğrafyada alternatif ürün şansının az oluşu, yıllık çalışma süresindeki azalma nedenleriyle fındık ziraatının çok arttığını biliyoruz. Aynı sorunla geçen yıl Samsun ili Terme ilçesinde ve Salıpazarı ilçesinde yaşanan taşkın esnasında da karşılaşılmıştır. Doğal bitki örtüsü terk edilip (kesilip) fındık bahçeleri tesis edilmiş ancak dik eğimli arazilerde olmazsa olmaz seki yani teraslama yapılmamıştır. Fındık ağaçlarının kökleri yeteri kadar güçlü ve toprağı tutma kapasitesine doğal orman örtüsü kadar hakim değildir.  

Aynı raporun devamında ise tespitler devam etmektedir. 

“Bilindiği üzere son yıllarda Türkiye genelinde odun üretimin 2-2,5 misli arttırılmıştır. Bu artışın yansımaları yörede meydana gelen sel felaketi etkisinin artmasında açık bir şekilde görülmüştür.

Devlet ormanlarında yapılan aşırı odun üretimi nedeniyle ormanların kapalılık dereceleri düşürülmüş, bu da ormanların su tutma kapasitesini azaltmış ve özellikle yağan yağmur sularının ağaç tepeleri yerine doğrudan toprağa şiddetli bir şekilde düşmesine yol açmıştır.”

Sonuç olarak sürükleme kuvveti artan suyun daha büyük kısmı akışa geçmiş, yüksek eğim nedeniyle bölgede bu zamana kadar pek rastlanmayan heyelanlar oluşmaya başlamıştır. 

Ayrıca yerleşim alanlarının daraltılan aktif dere yataklarında ve hemen kenarlarında inşa edilmesi, bu rantsal yapılaşmanın yanlış imar planları ve affedilen kaçak yapıların dere yataklarında yoğunlaşması, bunlara göz yumulması, yol inşaatlarında meydana çıkan dik şevler ve yol yapımı sırasındaki hafriyatların dere yataklarına dökülmesi, menfez ve köprülerin yapımındaki mühendislik ve inşaat hataları, bu yolların asfalt veya betonla kaplanması, dik ve çok meyilli yamaçlarda yüzeysel su akışını engelleyecek her hangi bir uygulamanın olmayışı sorunların büyümesine sebebiyet vermiştir. 

Taşkından en çok etkilenen yerleşim yeri olan Dereli ilçesinin tarihi resimlerine baktığımızda geniş alüvyon birikimlerinin olduğu alanların günümüzde taşkın kontrol duvarları vasıtasıyla kısıtlandığı, kamu binaları dahil pek çok binanın ise eski dere yatağında yapıldığı görülmektedir. Unutmayalım tabiatın hafızası çok kuvvetlidir. Milyonlarca yıldır değişen iklim şartlarına göre suyolları oluşmuş, doğal dengesi içinde akışa devam etmiş derelere insanoğlu tarafından yapılan müdahaleler, hatalı sonuçların doğmasına sebep olmuştur. 

Bu su kaynaklarının pek çoğunda gözlemlerimiz çok kısıtlı bir süreyi kapsamaktadır. Yaklaşık 50 milyon yıl önce şimdi coğrafik şekillerin oluşmaya başladığını düşünürsek, büyük nehirlerimiz dahil gözlemlerimiz ancak son yüzyılda yapılmıştır. Yani bu zamana kadar geçen jeolojik süreçleri 75 yıllık insan ömrüne tahvil etsek 5 günlük ölçülmüş sağlık verilerine göre bu şahsın hayatını yorumlamaya benzer. 

İsterseniz yazımızın bir sonraki bölümünde yapılan yol inşaatları, hatalı imalatların yapıldığı menfezleri, HES projelerinin sebep olduğu sıkıntıları ve uzmanların çözüm önerilerini beraber değerlendirelim. Tabiatın hafızası ile oyun oynamamak gerektiğini, insanoğluna bıraktığı alanları bir gün geri alabileceğini unutmadan, ev sahibimizle uyum içinde yaşamayı öğrenmenin vakti geldi de geçiyor sanırım. 

Kalın sağlıcakla…

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar