HAYAT AĞACI 
Reklam
  • Reklam
MURAT ŞENEL

MURAT ŞENEL

HAYAT AĞACI 

09 Kasım 2020 - 11:36

Kazdağları, Cerattepe, Fatsa, şimdilerde Ünye ve Çarşamba Ovası…

Bu isimler günlerdir ülkenin gündeminde ama sadece belirli medya grupları için sadece ağaç meselesi ve bir hesaplaşma aracı olarak gösterilirken, bir kısım sivil toplum örgütleri ve halk için varoluş sebebiydi. 

 

Ancak her çevre sorununda olduğu gibi yaratılan algı operasyonları ile yukarıda yazdığım isimler ne yazık ki önemsenmedi. Ne ağaçlar, ne o yörede yaşayan insanların söyledikleri. 

Kah Gezi zekalı ilan edildiler, kah vatan haini oldular. Oysa sorun,  gerçekten de köklerini Türk milletinin binlerce yıl ötesindeki inançlarından, mitlerinden alan bir kaç ağaç meselesiydi. İsterseniz bu ülkeyi yurt edinen Türklerin ağaç sevgisini, sevginin kökenlerini geçmişe kısaca göz atarak hatırlayalım...

 

Son dönemde birçok düşünce ortakları, Türklerin varoluş kaynaklarını ayaklar altına almayı meziyet bilmiş, hatta bu yüce milleti yok saymaya dahi kalkacak şekilde cesaret bulmuşlardır. Oysa Türk milleti tarihin bilinen tüm dönemlerinde yaşadığı coğrafyalarda ağacı var olma sebebi bilmiş, sahiplenmiş, zor günlerinde ve yıllarında ona sığınmış, güç almış ve gözü gibi bakmıştır. 

 

Bilmezler ki, pek çok dünya milletlerinin mitlerinde de ağaç, yaşamın merkezinde yer alır, doğum, bilgi kaynağı, hayat kaynağı, yaratılış ve çoğalma kaynağı olarak verilmektedir. 

Ama ruhsuz, maddiyata sarılmış, sezgilerini ve sonuçta sevgilerini yitirmiş insanlar bu sevgiyi ve bağı bilemezler, anlamlandıramazlar. 

 

Onların tek bildikleri, doğa dostlarının yurtlarını, ağaçlarını, yaşam kaynaklarını söküp almak, onları yurtsuzlaştırmak, yaşadıkları çevreyi tahrip edip ölü bir doğa bırakmak, sonra bambaşka ve yeşili bol, havası temiz yerlerde yığınladıkları paralarını zevk ve sefa sürerek yemek olduğu için, güce ve paraya tapan ortaklarıyla bu durumu onlara gümüş tepsilerde sunulmuş hak olarak görmeleridir. 

 

Oysa onların da hayatlarının bir bölümünde ağaç, üç kozmik alanı yani yeryüzünü, yeraltını ve gökyüzünü birbirine bağlayan Hayat Ağacı olarak anlatılmıştır. Birçok kültürde ağaç, Tanrı’nın bir parçası, tapınılan bir nesne olarak ifade edilirken, Türk inanç sisteminde Tanrı’nın varlığını, gücünü temsil eden, ona ulaşmanın yolu olan varlık olarak görülür. Türk mitlerinde ise ağaç, meyvesiz, koca gövdeli, yaprakları her zaman yeşil ve heybetlidir. Dedem Korkut öykülerinde ona Kölgelüçe kaba ağaç derler. Zor anlarda gölgesine sığınılan, güç alınan gölgeli kaba ağaç.

 

Yine Dedem Korkut öykülerinde ağacın kesilmesi, budanması, tüm ulusun mutsuz, bereketsiz ve hastalıklarla boğuşması anlamına gelir. Düşünsenize bir Kaz Dağlarını, Cerattepe’yi, Fatsa’yı, ağaç, çer çöp yakılacak Çarşamba ovasını. Hatırlasanıza o çıplak bırakılmış, siyanüre mecbur tutulmuş dereleri, toprakları, ağaçları ve köyleri. Binlerce yıl öncesinden uyarmış atalarımız, ağaçların yok edilmesinin sonucunda yaşanacak sıkıntıları…

 

Sevgili dostlar Türk milleti için ağaç bu denli önemlidir de dinimizde farklı mıdır? Ağaca düşman, para göz bu grup sık sık Allah lafzını ağızlarından düşürmezler, ama Türk milletinin ağaç kültünün İslamiyet’le ve inanç sistemiyle örtüştüğünü de göremez bence görmek istemezler. Kıyamet kopma anında dahi elinizde bir fidan varsa dikiniz diyen peygamberimizi, kurumuş ağacı yeşerten, ağaçları ağlatan mucizelerini duymak, okumak dahi istemezler. 

 

Oysa öğündükleri soylarını ağaca benzetirler. Yakacakları, yok edecekleri, kesip kıraç araziye dönüştürecekleri ağaçların kökleri ile atalarını, gövdesiyle yaşayan soylarını ve dallarıyla ne yazık ki gelecek nesillerini anlatırken soy ağaçları övünç kaynağıdır.

 

Anadolu insanı pek çok yerde her doğan çocuk için ağaç diker, soyu, geleceği sağlam olsun ister. Tabiat ananın onlara bahşettiği cana karşılık bir can da ona sunarlar. Barış içinde, dostça yaşamak isterler. 

 

Anadolu insanın kökeninde yer alan Oğuz Kaan eşini ağaç kovuğundan çıkartmış, Kıpçak Türkleri atası Kıpçak bey bir ağaç kovuğunda doğmuş, Uygurların Türeyiş Destanında hakan Bögü Tegin bir başka hayat ağacında dünyaya gelmişken, nasıl sevmesin ağacı, nasıl sahip çıkmasın doğasına, ormanına, toprağına…

 

Genç yaşta ölümler başka bir hüzün verir insana. Gencecik fidanlar deriz onlara. Yaşlandıkça büyüklerimiz artık koca çınarlardır, tecrübeleri ve varlıkları bizi ağacın gövdesi gibi güvende tutar, dalları ve yaprakları altında huzur buluruz. 

 

Ağacın dalları eve zarar veriyor, şu dalı kesmemiz lazım diyenlere, evi taşıtan Ata’sı vardır bu milletin. Osman beyin rüyasında cihan imparatorluğunun müjdesidir, şair Nazım’ın mezar taşı, Atamızın saygı nişanıdır ağaç. Anadolu insanının umut kaynağıdır, dileklerini dallarına bağlayıp, Tanrı’ya yakardığı kaynaktır, devletlerinin sembolü çift başlı kartalın tünediği hayat ağacıdır. 

 

Yeşile, ağacımıza dokunmayın, sizin kutsalınız para ve güç ise, bu halkın kutsalı Hayat Ağacına saygı gösterin. Yoksa bu hırsınız yüzünden; 

“Anadolu’da bir köy mezarlığına gömün beni

Ve de uyarına gelirse, 

Tepemde bir de çınar olursa 

Taş maş da istemez hani…” diye bir vasiyet etseniz, sizin gibiler emin olun o çınarı da kesip santrallerinde yakacaklardır. Vasiyetinizi gerçekleştirecek nesilleriniz de kirli hava, su ve çevreden dolayı belki hiç türemeyecektir. 

 

Hayat ağacınız hep yeşil ve güçlü kalsın…

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar