TÜRKİYE'DE KADIN OLMAK
Reklam
  • Reklam
MURAT ŞENEL

MURAT ŞENEL

TÜRKİYE'DE KADIN OLMAK

02 Kasım 2020 - 08:18

Son dönemlerde kadına şiddet ve uygulanan cezalardaki garip iyi hal ve indirimler can sıkıcı bir hal almaktadır. Kaldı ki Türk tarihinde kadının yeri ve önemi açık ara erkeklerin önündedir.

Birçok Türk mitolojik metinlerde ve inanç sisteminde Türk kadını yaratılıştan bu yana kutsal kabul edilmişlerdir. Tek tanrı inancının kökeninde yer alan Gök Tengri inancında kadının yeri gökyüzünün yedi kat üstünde, Gök Tengrinin hemen yanındadır.

Aslında Türk mitlerinde Katun yani kadın ve Hakan yani erkek Gök Taengrinin evlatlarıdır, asla ayrı tutulmamışlardır. Birçok mitte kadın tanrıçalara rastlanır ve isimlendirilirler. Akkız adına bugün bile Anadolu’da sıklıkla rastlanır, Umay, Ayazıt, Akana gibi isimler uzar gider…

Hatta Oğuz Kağan destanında Ata Oğuz, aydınlanmanın işareti nurlu ışıktan gelen bir eşe, ayrıca kutsal bilgiye işaret eden ağaçtan çıkan bir eşe sahiptir. Yani atalarımız ana yurtlarında edindikleri eşleri evlerinin nuru ve aydınlanmanın, bilginin kaynağı olarak görürler.

Her ne kadar Roma için benzer öykü olsa dahi ırkın devamını işaret eden Bozkurt destanında Türk neslinin devamını sağlayacak çocukları saklayan, koruyan ve emziren dişi kurt anayı temsil eder. Yine Ergenekon destanında demir dağı eritip çıkan Türklere yolu gösteren de dişi kurt Asena anayı simgeler ve aileye yol göstericidir.

Uzun yıllar boyunca Türk toplulukları anaerkil yapıya sahiptir. Kadınlar hayatın her alanında erkekler ile aynı ve eşit haklara sahip olarak devlet yönetimlerinde dahi yer almışlardır. Katun (şimdiki haliyle hatun), Toy meclislerinde Hakanın yanında yer alır, söz hakkı olur ve onayı alınırdı. Birçok kez Türk Katunlarının eşi Hakan öldüğünde ve varis küçük yaşta ise büyüyene kadar Tomris Hatun örneğinde olduğu gibi devleti yönettiği de vakidir.

Kadın eşine, ailesine ve çocuklarına kendini siper eden, aileyi yöneten ve bireyleri bilgisiyle, tecrübesiyle hayata hazırlayan varlıktı. Bugün sadece insanlık aleminde değil hayvanlar aleminde de evladına zarar geleceğini anlayan annenin sergilediği tutum ve davranışlar özde aynıdır.

Tıpkı Türk tarihinde Tomris Katun örneği gibi. Tomris Katun eşi öldükten sonra ülkenin başına geçmiştir, Pers imparatoru bir baskın sonucu Hakan olacak oğlunu öldürür ve Türk illerine saldırıya geçer. Amaç bu güçlü Katun ile evlenip soy soylayıp, egemenlik kurmaktır. Ancak Tomris Katun söylenceye göre çoğu kadın okçulardan oluşan bir ordu kurarak hem yurdunu korur, hem de işgalci Pers İmparatoru Kirus’u yener.

Günümüzde yaşananlara baktıkça özünden uzaklaştırılan Türk toplumunun ataerkil kimlikle hangi noktaya geldiğini daha rahat görmekteyiz. Kadının sosyal yaşamdan uzaklaştırılması, aile içinde söz hakkının olmaması, miras hukukunda eksik yararlandırılması gibi hususlar 97nci yaşını birkaç gün önce kutladığımız, ulu önder Mustafa Kemal ATATÜRK ve arkadaşlarının yıkılmaz eseri Cumhuriyet yönetimiyle tekrar hak ettiği yere çıkartılmaya çalışılmıştır.

Her ne kadar tekrar alınan hakları ellerinden baskı, zulüm ve eğitimsizleştirme içgüdüleriyle alınmaya çalışılsa dahi, Tomris Katun’un genlerini taşıyan Türk kadını haklarına sahip çıkacak, toplumsal yaşamda eşinin arkasında değil yanında, omuz omuza bilim ve tekniğe aç, araştırmacı ve eğitimli nesiller türetecektir. Türk Katunlarına olan inancımız ilk günkü kadar güçlüdür, onlar da bu vazifelerini yerine getirecek güce sahiplerdir.

Gelelim bugün yaşanan kadına şiddet olaylarının ardında yatan insani dürtülerin ve duyguların bir parça tabanın anlayacağı şekilde ifade edilmesine...

Hikaye bu ya, insan duyguları henüz bedenlenmemişken, bir arada her zamanki gibi oturuyorlarken Saflık ortaya bir fikir atmış: “Neden saklambaç oynamıyoruz?”

Tüm duygular bu fikri beğenmiş ve hemen Çılgınlık bağırmış: “Ben ebe olmak istiyorum.”

Başka kimse Çılgınlığı arayacak kadar çıldırmadığı için Çılgınlık bir ağaca yaslanmış ve saymaya başlamış: 1, 2, 3… çılgınlık saydıkça iyi huylar, kötü huylar saklanacak yer aramışlar.

Şefkat, ayın boynuzuna asılmış, İhanet çöp yığınının içine girmiş, Sevgi bulutların arasına kıvrılmış. Yalan bir taşın altına saklanacağını söylemiş ama yalanmış çünkü gölün dibine saklanmış. Tutku, dünyanın merkezine girmiş, Para Hırsı bir çuvalın içine girerken çuvalı yırtmış…

Ve Çılgınlık saymaya devam etmiş: “79, 80, 81…”

Aşk’ın dışında bütün iyi-kötü huylar zaten o ana kadar saklanmış. Aşk, kararsız olduğu gibi, nereye saklanacağını da bilmiyormuş. Bu bizi şaşırtmamalı çünkü hepimiz Aşk’ı saklamanın ne kadar zor olduğunu biliriz.

Çılgınlık 95, 96, 97…’ye gelmiş ve 100′e vardığı anda, Aşk sıçrayıp güllerin arasına girmiş ve saklanmış. Çılgınlık bağırmış: “Sağım, solum sobe! Yakaladığım ebe!”

Arkasını döndüğünde ilk önce Tembelliği görmüş. Bir tek o ayaktaymış çünkü saklanacak enerjisi yokmuş. Sonra Şefkat’i ayın boynuzunda, İhaneti çöplerin arasında, Sevgi’yi bulutların arasında bulmuş. Yalanı gölün dibinde ve Tutkuyu dünyanın merkezinde bulmuş. Hepsini birer birer yakalamış ama biri hariç.

Çılgınlık umutsuzluğa kapılmış, en son saklanan kişiyi bulamamış. Derken Haset, bir tek o bulunamadığı için haset duyarak çılgınlığın kulağına fısıldamış; “Aşk’ı bulamıyorsun, o güllerin arasında saklanıyor.”

Çılgınlık çatal bir sopa almış ve güllerin arasına çılgınca saplamış, saplamış, saplamış… Ta ki, yürek burkan bir haykırma onu durdurana kadar. Haykırıştan sonra, Aşk elleriyle yüzünü kapayarak ortaya çıkmış ve parmaklarının arasından iki sicim gibi kan akıyormuş. Çılgınlık, Aşk’ı bulmak için heyecandan Aşk’ın gözlerini çatal sopa ile kör etmiş. “Ne yaptım ben? Ne yaptım ben?” diye bağırmış Çılgınlık. “Seni kör ettim, nasıl onarabilirim?”

Aşk cevap vermiş: “Gözlerimi geri veremezsin ama benim için bir şey yapmak istersen benim kılavuzum olabilirsin…”

Hikaye bu şekilde bitmiş, Tomris Katun neslinden gelen yeni nesiller özlerinden ayrılarak, evlatlarını bu hikayeler ile büyütmüşler. O yüzden eşine tutkuyla bağlı erkekler, terk edilmeyi, bırakılmayı, ayrılmayı ve ret edilmeyi hazmedememişler.

Ama yeni nesil genç kız ve erkeklerimiz evlatlarına bu hikayeyi böyle anlatmayacaklar, anlatmamalılar. Aşka, sevgiye ve insan hayatına dair o denli güzel hikayeler var ki hayatımızda. İki iyi insanın bir arada yaşamaları bazen mümkün olmayabilir, uyumsuzluklar mutsuzluklar doğurabilir. Sonuç medeni bir şekilde ayrılıp yeniden bir hayat kurgulamaktan geçer, bunun yolu da ailede eğitimden…

 Siz sevgili anne ve babalar, çocuklarınızı yetiştirirken erkek egemen duygularla oğullarınızı dünyanın hakimi, kızlarınız ise biçare varlıklar olarak göstermeyin. Oğullarınıza yaptıkları için “erkeğin elinin kiri”, “kız gibi ağlama”, “kadın kılıklı”, “saçı uzun aklı kısa” gibi onur kırıcı cümleler, kızlarınızı ve kızlarımızı aşağılayıcı kelimeler kullanarak büyütmeyin. Yarın onlar baba, hor görülmüş kızlarınız ise anne olup soy soylayıp, boy boylayacaklar.

Bir kadını eğitmek tüm evi eğitmek demektir. Sizler evi eğitin, bu sıkışmış, bozulmaya başlamış sistemi değiştirin. Bir güzelliğe, bir değişime vesile olun. Ölüme, dayağa ve toplumsal yok oluşa değil…

 Kalın sağlıcakla…

 

YORUMLAR

  • 2 Yorum
  • CEMAL ÖZDEMİR
    6 ay önce
    MURAT BEY KALEMİNİZE SAĞLİK EMEK VERMİŞSSİNİZ BİR PARAĞRAFTA DİNİMİİZDE KADINA VERİLENDEĞERİ DİLE GETİRSEYDİNİZ DAHAD DOYURUCU OLAAKTI.SİZDE BİLİYORSUNUZ Kİ İSLAMDİNİİNSANLİĞAGÖNDERİLMİŞENSON HAKDİNDİR DOLAYISIYLA ÖNCEKİ BATIL İNANÇLARIN BİR HÜKMÜ KALMAMIŞTIR.
  • T. Müfid Baykal
    6 ay önce
    Eline bilgine sağlık Murat Arkadaşım. Bilgilendirici yazıların devamını ve paylaşmanı dilerim.

Son Yazılar