YOK ARTIK…
Reklam
  • Reklam
MURAT ŞENEL

MURAT ŞENEL

YOK ARTIK…

23 Kasım 2020 - 10:08

Sevgili dostlar merhaba. İnsanoğlu çoğu bilim insanlarına göre 50 milyon yıldır yeryüzünde varlığını sürdürmektedir. Ama türümüz yaşama alanlarını genişletirken birçok türü de tehdit etmekte, hatta nesillerinin tükenmesini de hızlandırmaktadır. 

Doğa her zaman bazı türlerin baskın olduğu dönemleri görmüştür. Dinozorlar mesela, yüzlerce yıl dünyanın hakimi olarak avlanmış, çoğalmış ama bir buz devri sonucunda beyin gelişimi yeteri düzeyde olmadığı için tarih sahnesinden çekilmek zorunda kalmışlardır. Zamanlarının devleri bu canlıların soyu tükenmiş olmasına rağmen bizde çağa ayak uyduramayan yaş almış büyüklerimize hemen lakabı yakıştırırız “dinozor bunlar”.

Bugünkü konumuz, ne yeniden uygulanmaya başlanan gündelik hayatımızdaki kısıtlar, ne de ekonomimizin uçuşa geçme dönemi. Hani sıklıkla bizi çok şaşırtan cümleler veya olaylar duyduğumuzda kullandığımız bir cümle olan “yok artık anasının nikahı” dedirten olaylar ve gerçekler. Gereksiz bilgiler yani…

Mesela acı biberin en acı kısmı neresidir?  Çoğunuzun tohumu dediğini duyar gibiyim, doğru cevap çekirdeklerin tutunduğu merkezdeki zar kısmıdır. Çünkü kapsaisin denen ve bibere tadını, acılığını veren madde en çok o zarda bulunur. 

Ses duvarını aşan ilk insan icadı hangisidir bilir misiniz? Çoğunuz yine savaş uçakları veya hızlı tren diyeceksiniz sanırım. Bundan tam 7 bin yıl önce icat edilen kırbaç desem, sizde yok artık der misiniz? Üstelik bu durum hızlı foto alım tekniği ile 1927 yılında ispatlanmıştır. Kırbacın çıkardığı şaklama sesi küçük çaplı bir ses hızı aşımıdır. 

Belki hiç işimize yaramayacak o kadar çok bilgi var ki, birileri boş durmamış araştırmış. Örneğin atlar bir aya yakın ayakta kalabilir, kuşlar aleminde mavi rengi sadece Baykuşlar görebilirmiş. Zavallı çekirgelerin kulakları ya da işitme organları dizlerindeymiş. Sanırım bazı kimselerin sizi doğru dinlemeyip hata yaptığında kullanılan beni arkası ile dinledi lafı şimdi bana daha anlamlı gelmekte. 

Akrepten hemen herkes korkar sanırım, sürünerek ilerlerler diye bilirdik, ama araştırmalar sonucunda sırtlarında kanatları olan türlerinin var olduğu ispatlanmış, yani uçabiliyorlarmış. Tehlike büyüdü desenize…

Ampulü icat eden Thomas Edison karanlıktan çok korkarmış, sanırım bugün aydınlanmış dünyamızı bir korkuya borçluyuz. Einstein da 9 yaşından sonra akıcı konuşmaya başlamış, bir ara ailesi çok endişe etmişler.

Gözyaşı el yakmaz ama yürek yakar derlerdi, ama yine bir araştırma sonucunda gözyaşı ilk çıkış anında 40 derece sıcaklıktaymış. Bu nedenle elinizi ve yüreğinizi de yakar, en iyisi insanları ağlatmamak. 

Mesela bir bardak sıcak su, soğuk sudan daha çabuk donarmış, çiğ yumurtayı elinizle fırdöndü gibi çevirip bir süre sonra tuttuğunuzda içi dönmeye devam edermiş. 

Kibrit kutusu büyüklüğünde ve hacminde bir altın parçası, tenis kortunu kaplayacak kadar inceltilebilirken, bir kağıt parçası ancak yedi kez katlanabilirmiş. 

Pekala günlerin isimleri nereden gelir hiç merak ettiniz mi? Haftanın gün isimleri Farsça, İbranice ve Arapça kökenlidir. Örneğin Pazar, Farsça bazar yani alışveriş için kurulan yer anlamındadır ve pazarların kurulduğu gün olduğu için bu adla anılır. Salı, İbraniceden salis (üçüncü) yani haftanın üçüncü günü olduğundan, Çarşamba Farsça cehar-şenbe yani dördüncü günden adını alır.

Perşembe yine Farsçadan penç-şenbe yani beşinci günden adını alırken Cuma Arapça kökenli Cem’den yani toplanmadan alır. Peki pazartesi ve cumartesiye ne oldu der gibisiniz sanırım.

Temel ile İdris kahvede otururken bir araba önlerinde durur, iki kişi iner ve kahveye girerler. Selamlaşmadan sonra adamlar kendilerini dil bilim uzmanı olarak tanıtır ve araştırma yaptıklarını söylerler.  Havadan, sudan konuşurlarken uzman Temel’e sorar “sizin köyde tavşan yavrusuna ne derler?”. 

Temel düşünür ve cevabı verir. “Küçuggen bir şey demiyruk, buyuyunce tavşan diyiruk  oaaa”.

Bence Pazartesi ve Cumartesine uygun bir ad bulamadıkları için, Temel’in ataları Pazar ertesi ve Cuma ertesi demişlerdir. Yani isim babalarının Karadenizli olma ihtimali kuvvetle muhtemeldir. 

Bu kadar gereksiz konuları ve bilgileri araştıranlar sayesinde ufkumuz genişledi, kültürümüz arttı. Bizim Temel bir bilim fuarına katılmış, tüm stantları gezmiş. Bir standın önünde öylece kala kalmış. Dursun dürtmüş “neye bakaysun uşağum?” demiş. Temel termosları göstermiş ve “ha bu aletlere bakayrum” demiş. Dursun görevliye sormuş “ha bu termosun ne kerameti vardur?” 

Görevli “amca, bunun adı termos, içine sıcak su konulursa sıcak kalır, soğuk su konulunca soğuk kalır” demiş. Dursun, Temel’e dönmüş “anladın mi ne işe yaradığuni uşağım?” demiş. Temel, hışımla Dursun’a dönmüş “ne işe yaradığuni anladum anlamasina da, ha bu alet içine konan suyin sicak veya soğuk olduğuni nasil anlayii, işta onu anlayamadum” demiş. 

İnşaatlarda deniz kumu kullanmak, betonda ve sıvada sorunlara yol açar. Bu nedenle kullanılması sakıncalıdır. Ama kırma taştan yani ocak taşından kum elde etmekte çok yüksek maliyet gerektirir. Son dönemlerde şehrimizdeki Taflan deresi veya birçok derenin çıkış ağızları temizlendikten sonra kumlar kenara yığılır, zaman zaman binlerce metreküp hacme ulaşır bu yığınlar. 

O kum dağlarını anlarım da, kısa sürede o yığınların nasıl kaybolduğunu bir türlü anlayamam. Sanırım Karadeniz’de yaşamak böyle bir şey, hepimiz bir parça Temel’iz sanırım. 

Kalın sağlıcakla…

YORUMLAR

  • 2 Yorum
  • Ahmet Çilingiroğlu
    1 ay önce
    Çook teşekkür ederim. Yüreğine kalemine sağlik. Taflan bölgesinde dere ağızlarından ve kıyıdan deniz kumu alındığını gördük. Neden alınır nerelerde kullanilir?
  • mustafa özdemir
    1 ay önce
    YAZINIZI ÇOK GÜZEL ANLADIMDA ÇARŞAMBA OVAMIZIN ORTASINA YAPILAN SANTRALI BİR GECEDE TARIM ARAZİLERİNİN SITATÜSÜNÜ DEĞİŞTİRENLER BEN ZURNANIN SON DELİĞİM DİYENLER ATI ALAN ÜSKÜDARI GEÇTİ SÜR ATINI NİĞDEYE DİYEN BAŞKAN BACASINDAN DUMAN ÇIKARSA ZARALIYSA ŞALTERİ İNDİRİRM DİYEN VEKİLLER ÇARŞAMBAYA BU KADAR HAYIRI HACI BABALARININ HAYIRINAMI YAPTILAR ANLAYAMADIM

Son Yazılar