AKADEMİSYENLER TARTIŞMALARI SONA ERDİRMELİ
Süleyman SALUR

Süleyman SALUR

AKADEMİSYENLER TARTIŞMALARI SONA ERDİRMELİ

23 Ekim 2019 - 10:07

Toprak yüzeyinde yaklaşık 2.5 cm.’lik bölüm bitkisel toprak olarak anılır.

Bitkisel toprağın oluşması için ise 100 yıllık bir süre gerekir.

Anız ürünlerin hasat sonrası toprakta kalan kök ve saplarıdır. 

Ekonomik değerleri olmaması nedeniyle arazilerden geçerken bazen bu kök ve sapların yakıldığına şahit olunur.

Bu esnada bitkisel toprak olarak anılan ve 100 yıllık süreçte oluşan toprak verimliliği bu yakma işlemi ile tamamen ortadan kalkar.

Toprak verimliliği azalır, canlıların beslenme ortamı tamamen yok edilir.

Anız yakılması ile su ve rüzgar erozyonu artar.

Topraklarımız zaman içinde verimsiz çorak arazilere dönüşür.

Yangın anında yangının etrafa yayılması, oluşacak duman örtüsünün kazalara neden olması, doğal dengelerin bozulması ile zararlı böceklerin ve hastalıkların artması gibi olumsuzluklar ayrı bir gündem maddesidir.

Oysa hasat sonrasında biçerdöverlerin geride bıraktığı sap ve samanlar balya makinası ile balyalanarak sonrasında hayvan yemi olarak kullanılabilir. 

Kalan artıklar ise anız parçalayıcı makinalar ile parçalanarak toprağa karıştırılarak verimlilik korunur. 

Anız yakma işleminin bu olumsuzluklara davetiye çıkarmadığı ve çıkarmayacağı düşünülebilir mi?

Biyokütle enerjisinin ana hammaddeleri ağaç kökleri ve ölü dalları çeşitli ürünlerin kök ve sapları, atık çöpler, sebze ve meyvelerin yenmeyen kısımları yakılarak evsel ve hayvansal atıklar enerji kaynağına dönüştürülür. 

Yakılma işlemi iddia edilen gibi fosil yakıtlar ile yakılma yani çevreye zarar verecek şekil ve boyutta değildir.

Karbondioksit salınımı mümkün değildir.

Evlerimizdeki doğalgaz bacalarından çıkan karbondioksit kadar olup ekolojik döngüler ile kolaylıkla absorbe edilebilir.

Kavak, okaliptus gibi ağaçlar ile oluşturulan enerji ormanları ve fazla su gereksinimi duymayan mısır, şeker pancarı ve şeker kamışı gibi bitkiler biyokütle enerji üretiminde etkin faktörler oluşturur. 

Yani üretilen fındık rekoltesi ile söz konusu enerji üretimi arasında doğrudan bir bağlantı bulunmamaktadır.

Santrale karşı çıkan kişi ve kurumların konuyu yeterince araştırmadıklarını düşünmekte olup söz konusu yenilenebilir enerji kaynağının Samsun ekonomisine katkıda bulunacağını düşünmekteyim. 

En kısa sürede akademik çevrelerinde bilimsel açıklamalar ile kamuoyundaki tartışmaları sonra erdirmesi gerekmektedir.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar