YÜZ YIL ÖNCE SAMSUN’DA BU HAFTA 25-30 KASIM 1919 VALİ,...

YÜZ YIL ÖNCE SAMSUN’DA BU HAFTA 25-30 KASIM 1919 VALİ, SAMSUN’DAN GEMİYLE DÖNMEMEK ÜZERE AYRILDI 

Temmuz 1919’da Damat Ferid Paşa Hükûmeti tarafından Hamid Bey azledildiğini haber aldığında ilk tepkisi İstanbul’a gitmek oldu. Daha sonra görevine iade edildi. 

25 Kasım 2019 - 10:15

 

Samsun’da asayişin düzenlendiğini düşünen İngilizler ilk önce Merzifon’daki askeri kıtalarını ağırlıklarıyla birlikte Samsun’a alarak önce orayı Eylül 1919’da tahliye ettiler. 25 Eylül’den itibaren de Samsun’dan gemi yoluyla ayrılmaya başladılar. İngilizler Samsun’da askerî temsilcileriyle telsiz efradını bıraktılar. Hamid Bey’in üzerinden büyük bir yük kalktı. Fakat Hamid Bey böyle bir ortamda Dahiliye Nezareti (İçişleri Bakanlığı) ile anlaşmazlığa düştü. Samsun’daki asayiş tam anlamıyla düzene koyulmadı. Başta Rum köyleri olmak üzere pek çok yere jandarma ve devlet memuru giremedi. Hamid Bey’e göre devletin gücü hükûmet konağının ötesine geçmiyordu. Üç kazada kaymakam bulunmuyor, diğer ikisi beceriksiz ve yeteneksiz kaymakamlarca yönetiliyordu. Jandarma sayıca ve komutça yetersiz üstelik cesaretsizdi. Merkezi yönetimin bu duruma seyirci kalmasını Hamid Bey eleştiriyordu.

Samsun’da güçlü bir Müdafaa-i Hukuk teşkilatının bulunmaması veya zayıflığı durumu daha da zorlaştırmaktaydı. Hamid Bey’in ifadesine göre Adliye ve Mülkiye Müfettişleri’nin öncülüğünde burada bir Müdafaa-i Hukuk teşkilatı kurulmuştu. Ancak İngilizler ile başa çıkabilecek yapıda değildi. Karakol Cemiyeti’nin lideri Kara Vasıf Bey ise İstanbul dönüşü uğradığı Samsun’da teşkilatın bulunmadığını, bu durumun mutasarrıf Hamid Bey’in şerrinden kaynaklandığını 257 Kasım günü Sivas’ta Kumandanlar Toplantısı’nda beyan etti. Hamit Bey’in halkın tutum ve davranışlarından yakınmasına bakılacak olursa, Müdafaa-i Hukuk’un varlığı ile yokluğu arasında değişen fazla bir şeyin olmadığı açıktı. Hamid Bey’in iddia ettiği gibi bir savunma tedbiri olmak üzere mutasarrıflıkça dağıtılan silahları kabul etmek istemeyen, siyasi ve sosyal terbiyeden yoksun bırakılmış halk mıydı? Yoksa Kara Vasıf Bey’in iddia ettiği gibi bizzat Hamid Bey’in kendisi miydi? Samsun’daki Müdafaa-i Hukuk Erzurum Kongresi’ne delege gönderemediği gibi 9 kişilik ilk temsil heyetine de üye veremedi. 

Aslında Hamid Bey ile Milli mücadele liderleri arasında ilk fikir ayrılıkları 1919 Temmuz’unda orta çıktı. Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul’a dönülmemesi kararına rağmen, Hamid Bey Anadolu’dan ayrılmak ve İstanbul’a gitmek istemiş azil kararının durdurulması üzerine yerinde kalmıştır. 1919 yılı sonbaharında yapılan Meclis-i Mebusan seçimlerinde de bazı anlaşmazlıklar baş gösterdi. Refet Bey’in Canik Livası’ndan aday gösterilmesi ve desteklenmesi hususu Heyet-i Temsiliyece kendisine yazıldığı halde “tanınmış yöneticilerin mebus olmaması” mütalaasıyla bundan kaçınmıştır. 1919 seçimleri yapılırken Meclis-i Mebusan’ın toplantı yeri tartışmalarında Hamid Bey İstanbul’u uygun görenler arasındaydı. Yazışmalar yoluyla anlaşmak mümkün olmayınca Mustafa Kemal Paşa bazı kumandanlarla, mülki yöneticileri Sivas’a davet etti. Davet edilenlerden birisi Hamid Bey idi. Kendisine bilgi 12 Kasım günü verildi. Hamid Bey bu toplantıya katılmak istemedi. “Bir cemile olmak üzere İngilizlerin kendisini İstanbul’a nakledeceklerini” belirterek Sivas’a gelemeyeceğini bildiren cevabı telgrafın üzerine 15 Kasım günü Hamid Bey hakkındaki işlemin iptaline karar verildi. Hamid Bey hatıralarında Sivas’ta verilecek kararın kesin olduğunu ve bu kararın görüşmelerde değişmeyeceğini belirtir. 

HAMİD BEY RUS VAPURUYLA İSTANBUL YOLUNDA

29 Kasım’da Samsun’dan İstanbul’a doğru yola çıkan Hamid Bey Hamid Bey Kasım ayındaki gelişmeleri ve Samsun’dan ayrılışını hatıralarında şöyle anlatır: “Meclis-i Mebusan seçimlerinin cereyanı esnasında mebusların toplantı yeri münakaşalı bir mesele oldu. Bu hususta fikirler bir türlü birleşemiyordu. Ben toplantının İstanbul’da yapılmasına taraftar olmakla beraber tanınmış yöneticilerin mebus olmaması mütalaasındaydım. Sivas’takiler ise Anadolu’da toplanmayı tercih ediyorlardı. Yazışma ile uyuşmak mümkün olmayınca Mustafa Kemal Paşa bazı kumandanlarla beraber bizleri Sivas’a davet eyledi. Benim bu husustaki kararım müzakerelerle değişmeyecek kadar kesindi.

O sırada İstanbul’dan gelen Kara Vasıf Bey de aynı kanaatte bulunduğundan oyumu ona verdim ve gidemeyeceğimi bildirdim. Aynı zamanda pek mühim ailevi bir mesele mümkün süratle İstanbul’a hareketimi gerektiriyordu. Samsun İngiliz subayı Solter o günlerde beklediği bir torpido ile gitmemi teklif etti. Bunu kabul etmekte hiçbir sakınca görmedi ve keyfiyeti açık kalple Mustafa Kemal Paşa’ya arz eyledim. 

Bununla beraber anlayamadığım bir düşünce siyaset dolayısıyla İngiliz mümessili  vaadini yerine getirmeyip mahcup vaziyette kaldı. Gelen torpidonun Batum’a gideceği bahane edildiyse de geminin Samsun’dan bir süre uzaklaştıktan sonra İstanbul yolunu tutması İngiliz’in sözünü yalanladı. Onun için ilk gelen Rus Kumpanyası’nın Frat Vapuru ile hareket ettim. 

İşte aşağıda görüleceği gibi, şu sebeple tahakkuk edemeyen mevhum torpido seyahatine milletin teveccühünü kazanmış olan herkesi birer şekil ve suretle karalamayı şiar edinenler tahkik etmeden emr-i vaki süsünü vererek sıkıştıkça bana karşı saldırı silahı olarak kullanmak saflığında bulundular. 

Şurada bu vesile ile arz edeyim ki ben, İngilizlere ne düşmanlık ettim ne de hizmetlerinde bulundum. Zaten 300 kilometre dahile çekilip düşman donanmasına pala sallayanları taklide ne mevkiim, ne de aklım müsaitti. 

Her iki hareket tarzının İngiliz siyaseti üzerinde bir tesir husûle getirmeyeceğini de biliyordum. Mütarekeden sonra birçok kişi İngilizlere yaltaklanırken ben Deeds ve Graves ile olan eski münasebetimize güvenerek birçok defa sefarethaneye gidip yapmakta oldukları mezalimi yüzlerine çarpmaktan çekinmedim. Birçok defa da evlerini terke mecbur edilen kimselere bilhassa Mülkiye müfettişi Hilmi Bey’e acı mektuplar teslim ederek kendilerine gönderdim. Ancak ölçülü hareketlerimin delalet ettiği üzere hareketimi daima zemin, zaman, nezaket ve siyaset icaplarıyla bağdaştırarak mümessillerin hayrından milletim hesabına istifade edip kötülüklerini def eyledim. Temas eylediğim İngilizler ve vukuata şahit olan Samsunlular huzurunda övünerek ve gurur duyarak tekrar ediyorum. 

 

HAVZA’DA KASIM GÜNLERİ VE HASTANE

 

Havza Hastanesi Baştabibi ve subay Şehidullah Fikri Bey, 1919 yılı Kasım ayı sonlarını hatırasında şöyle kaleme alır: 

“Kasımın son günleri… Hava kapalı, yıldız-poyraz rüzgârı bulutları dağıtmasa yağmur ha yağdı ha yağacak. 

Yüzbaşı Saim Havza Hastanesi’ne uğradığında sıhhiye eratına talim yaptırıyordum. Hastaneyi Mustafa Kemal Paşa’nın Havza’dan ayrılışını izleyen günlerde kurmuş sonra da Kavak’tan ayrılarak buranın baştabipliğine memur edilmiştim. Eratın mevcudu 23 kişi hepsi Karadeniz yöresinden ateş gibi çocuklar…

Benim yanımdaki eratı iyi birer savaşçı gibi yetiştirme çabalarım başlangıçta pek yadırganmıştı. Kimi piyade arkadaşlara göre savaşçılar kendilerine gerekliydi. Bizim sıhhiyeciler –onların küçümser deyişiyle “teskereciler”-savaşmasını öğrenseler ne olur, öğrenmeseler ne olurdu? Ama ne zamanki birlikte çıktığımız ilk eşkıya takibinde sıhhiye erlerimin nasıl bir yandan dövüşüp bir yandan can kurtardığını gördüler. Düşünceleri tümüyle değişti!

Havza’da baştabipliğini yaptığım 50 yataklı hastane Fransızlardan kalmaydı Daha önce Cizvitlerin papaz okuluymuş Şimdilerde askeri düzen içinde dost düşman ayırmadan sağlık hizmeti veriyoruz. Kadrosu Samsun Hastanesi’nde olan eşim yanımda bana yardım ediyor. Hastanede bazen ağır yaralı Rumlara da bakıyoruz. İyileşenleri gerekli yerlere sevkleri yapılmak üzere Askerlik Şubesi’ne gönderiyorum. 

Saimlerle ailece iyi görüşüyorduk. Eşi Müveddet Hanım komutanlarımızdan Albay Kazım Bey’in (Özalp) yakınıydı. O tarihte eşim büyük kızım Cahide’ye hamile… Onların da iki çocukları var Neriman ile Enver… İkisi de ana babalarına çekmişler öyle güzel çocuklar ki…

 

Görsel Alt Yazısı: Şehidullah Fikri Bey

 

 

SAİM BEY İLE BİRLİKTE SAMSUNLU KAYIKÇILAR RUMLARLA KAVGA EDİYOR

Saim Bey, Samsun’dan yeni dönmüştü. Orada rıhtımda dolaşırken 4-5 Rum’un yaşlıca bir Türk’ü tartakladıklarını görmüş. Türk’ün cebinde Işık Gazetesi (Giresun) varmış. Saldırganlar onu yırtıp zorla Epohi Gazetesi’ni eline tutuşturmaya kalkmışlar. “Bela nereye gitsem beni bulur yahu!” derken hırsından sesi titriyordu. Saim Bey:

-Tam o sırada ben yetiştim. Palikaryalardan ikisini indirince ötekiler etrafımı çevirdiler. Allah yarattı demeden vuruyorum. Tabii onlar da boş durmuyorlar. Samsunlu kayıkçılar yardıma koşmasalar silaha davranmak zorunda kalacaktım.

Fikri Bey:

-Kayıkçılarla birlikte Rumları iyice benzetmişsinizdir.

Saim Bey: 

-Fena dövdük itleri, İngiliz devriyesi görününce bıraktık çaresiz. 

 

Kaynakça

Dursun Ali Akbulut, Hamit Bey’in Canik Mutasarrıflığı Sırasında Karşılaştığı Problemler, 19 Mayıs ve Milli Mücadele'de Samsun Bildiriler, 16-20 Mayıs 1994,

Halit Eken, Kapancızade Hamit Bey, Yeditepe Yayınları, İstanbul,2008

M.Rıza Serhadoğlu, Savaşçı Doktorun İzinde, Remzi Kitabevi, İstanbul, 2005.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
AK belediyeler büyük bir başarı gösterdi
AK belediyeler büyük bir başarı gösterdi
Ringler hazır
Ringler hazır