Samsun Haber - Eğitim-Sen Samsun Şubesi, eğitimde yaşanan sorunlarla ilgili eylem yaptı. Eğitim-Sen Samsun Şube Başkanı İsmail Yavuz, eğitimde ticarileşme, dinselleşme, eşitsizlikler ve eğitim emekçilerinin yaşadığı sorunlara kalıcı çözüm için kamusal eğitim politikalarının şart olduğunu söyledi

Yavuz yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: "2024/’25 eğitim-öğretim yılının ilk yarısı bugün sona erdi. MEB’in örgün eğitim istatistiklerine göre Türkiye’de örgün eğitimde (resmi + özel) 18 milyon 710 bin öğrenci bulunmaktadır. Toplam 75 bin 467 eğitim kurumu/okulu içinde devlete ait kurum/okul oranı(yüzde 81) iken, özel okulların (yüzde 19) dir.
EĞİMİN YAPISAL SORUNLARINA ÇÖZÜM ÜRETİLMEMİŞTİR
2024/’25 eğitim öğretim yılının birinci yarıyılı, eğitimde ticarileşme ve eğitimi dinselleştirme uygulamaları artarak devam etmiştir. Okul öncesi eğitimden başlayarak eğitimin bütün kademelerinde Diyanet İşleri Başkanlığı başta olmak üzere, çeşitli vakıf ve derneklerle iş birliği halinde hayata geçirilen ÇEDES benzeri proje ve protokoller, başta öğrencilerimiz olmak üzere, öğretmenler, eğitim emekçileri ve velileri doğrudan etkilemeyi sürdürmüştür. 2024/’25 eğitim-öğretim yılı başında “tasarruf tedbirleri” kapsamında taşımalı eğitimden yararlanan bir milyonu aşkın öğrencinin yüzde 30’una denk gelen sayıda öğrenci taşımalı eğitim kapsamından çıkarılmış, bazı bölgelerde servisler tamamen kaldırılmıştır. Bu durum başta kız çocukları olmak üzere, çok sayıda öğrencinin eğitime erişim hakkının bizzat devlet eliyle engellenmesi anlamına gelmiştir. 2024/’25 eğitim öğretim yılının ilk yarısında 20 bin sözleşmeli öğretmen ataması yapılmıştır. Ancak öğretmen atamalarında mülakat sisteminin devam etmiş ve bu durumun torpil ve liyakatsizlik iddialarına yol açmıştır. Eğitim Sen başta olmak üzere tüm sendikalar ve meslek örgütlerinin mülakatların kaldırılması ve atamaların yalnızca KPSS puanı esas alınarak yapılması için defalarca çağrıda bulunmasına rağmen mülakat uygulaması nedeniyle yazılı sınavdan yüksek puan alan binlerce öğretmen mülakat sınavı sonucunda elenmiştir.

EĞİTİMDE TİCARİLEŞME SONUCUNDA OKUL MASRAFLARI ARTMIŞTIR
2024/’25 eğitim-öğretim yılının ilk yarısında yaşanan ekonomik zorluklar, yüksek enflasyon ve derinleşen ekonomik kriz, eğitim giderlerini de ciddi anlamda katlamıştır. Bu durum, özellikle dar ve orta gelirli ailelerin eğitim masraflarını karşılamalarını zorlaştırmıştır.
Eğitim masraflarındaki artışlar, özellikle düşük gelirli ailelerin çocuklarının eğitime erişim imkanlarını ciddi anlamda tehdit etmiştir. Birçok aile, yaşanan hayat pahalılığı nedeniyle çocuklarının en temel okul ihtiyaçlarını bile karşılayamaz hale gelmiştir.
Türkiye'de ilköğretimden yükseköğretime kadar öğrenci başına yapılan ortalama yıllık harcama 5.425 ABD doları iken, OECD ortalaması 14.209 ABD dolarıdır. Bu veriler, Türkiye’de eğitim harcamalarının OECD ortalamalarının altında olduğunu göstermektedir.
YENİ MÜFREDAT SORUNLARI BERABERİNDE GETİRMİŞTİR
2024/’25 eğitim-öğretim yılı itibarıyla “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adı altında yeni müfredat 1., 5. ve 9. sınıflarda ilk kez kademeli olarak uygulanmaya başlanmıştır. Müfredatta yapılan değişiklikler incelendiğinde, özellikle bilimsel gerçeklerden uzak, ideolojik eğilimlerle şekillenmiş ve öğrencilerin öğrenme süreçlerini olumsuz etkileyen bazı yanlış ve yanıltıcı bilgiler karşımıza çıkmaktadır.
Yeni müfredatın içeriğinde, milliyetçi ve dini referansların arttığı, bilimsel ve laik eğitim anlayışından uzaklaşıldığı görülmektedir. Yeni müfredat kapsamında öğretim programlarında bilimsel eğitim ile ilgili olan pek çok nokta özenle ‘sadeleştirme’ ya da ‘ayıklamaya’ tabi tutulurken, tek adam rejiminin bütün hedeflerini açık ve gizli (örtük) amaç ve değerler üzerinden ders kitaplarına yerleştirerek kendilerince ‘dini’ ve ‘milli’ bir müfredat oluşturulmuştur.
KALICI YAZ SAATİ UYGULAMASI EĞİTİMİ VE ÖĞRENCİLERİ OLUMSUZ ETKİLEMİŞTİR
Elektrik şirketlerinin karını arttırmak amacıyla hayata geçirilen kalıcı yaz saati uygulaması 8 yıldır sürmektedir. Kalıcı yaz saati uygulaması nedeniyle ülkenin batısında yaşayan öğrenciler gün doğmadan, zifiri karanlıkta uyanıp evden çıkmak zorunda kalmaktadır. Benzer şekilde akşam geç saatlerde eve dönmektedir.
Kalıcı yaz saati uygulamasının hiçbir tasarruf sağlamadığı TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası tarafından somut olarak ispatlanmıştır. Kısa ve soğuk kış günlerinde öğrencilerin karanlığa mahkûm olmamaları için sabit yaz saati uygulaması inadından vazgeçilerek yaz saati-kış saati uygulamasına geri dönülmesi gerekmektedir. Eğitim emekçileri ve veliler, uygulamanın bir an önce kaldırılması gerektiği konusunda birleşmektedir.

ÖĞRETMENLİK MESLEĞİ KANUNU (ÖMK) TÜM ELEŞTİRİLERE RAĞMEN YASALAŞMIŞTIR
2024/2025 eğitim öğretim yılının ilk yarısında Öğretmenlik mesleğini itibarsızlaştıran, öğretmenlerin ekonomik sorunlarına çözüm üretmeyen, eşit işe eşit ücret ilkesini ortadan kaldıran, öğretmenler arasındaki ayrımcılığı ve eşitsizliği derinleştiren Öğretmenlik Meslek Kanunu (ÖMK) düzenlemesi bütün itirazlara rağmen TBMM’de yasalaşarak yürürlüğe girmiştir. Kamusal eğitim anlayışı yerine, piyasa odaklı bir modelin benimsenmesi, eğitimde eşitsizlikleri artıracak ve öğretmenlerin mesleki bağımsızlığını zedeleyecektir. Milli Eğitim Akademisi ile eğitimde bilimsel ve laik temellerin zayıflatıldığı, bunun yerine “değerler eğitimi” adı altında dinsel ve milli söylemlerin ön plana çıkarıldığı, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ne uygun bir öğretmen profili oluşturulmak istenmektedir.
Türkiye’de aynı işi yaptıkları halde farklı statü ve maaş kaleminde çalışmak zorunda kalan öğretmenler arasında halen var olan aday, sözleşmeli, kadrolu, ücretli öğretmen ayrımına uzman öğretmen ve baş öğretmen gibi yenilerini eklenirken, eğitim sisteminin rekabetçi ve eleyici yapısına öğretmenlik mesleği de eklenmiştir.
EĞİTİM EMEKÇİLERİ SIK SIK OKULDA ŞİDDETİN HEDEFİ HALİNE GELMİŞTİR
Toplum olarak hayatımızın her aşamasında evde, sokakta, iş yerlerinde her gün karşı karşıya kaldığımız şiddet olgusunun uzun süredir okullarımızı da sarmalamış olması çok sayıda eğitim ve bilim emekçisinin şiddetin hedefi haline gelmesine neden olmaktadır. Öncelikle bilinmelidir ki okullarımızın sık sık şiddet haberleriyle gündeme gelmesinde başta Millî Eğitim Bakanlığı olmak üzere iktidarın, bürokratların ve yandaş medya kurumları ile toplumun birçok kesiminin sorumluluğu vardır. Bugüne kadar eğitimden sorumlu olan bütün bakanların yaptıkları açıklamalarda eğitim sisteminde yaşanan olumsuzlukların sorumlusu olarak öğretmenleri göstermesi, CİMER uygulamasının eğitim emekçilerine karşı bir sopaya dönüştürülmesi, MEB’in eğitimde yaşanan sorunlara çözüm üretmek yerine öğretmenleri ve idarecileri veli/öğrenci karşısında tek muhatap olarak bırakması, eğitim emekçilerine yönelik şiddete zemin oluşturmaktadır.
Yorumlar
Kalan Karakter: