İnsan üzerinde yaşadığı dünyada neler olup bittiğinin merakını her zaman bir soru işareti olarak taşımıştır. Günümüz şartlarında dahi anlam veremediğimiz ve anlamlandırmakta güçlük geçtiğimiz o kadar çok şey varken bundan yıllar öncesine bir göz attığınızda belki de hayattayken sadece kendi kabilesindeki (bölgesindeki) insanların dışında kimseyi görmemiş veya yaşadığı bölgenin dışına çıkmamış kişilerin farklı bir şey ortaya çıktığında onu anlamlandırması kolay olmamıştır. Coğrafya ile iç içe yaşayıp bu şartlara ayak uydurmak durumundaki insanlar zaman içinde kendilerince birçok yol deneyerek çözümler üretmeye çalışmıştır. Bu çözüm yollarında insanların yaşamış olduğu coğrafyanın şartları kadar dini inançlarının da etkisi oldukça fazladır. Fıtrat üzere inanmaya programlı olarak yaratılan insanlar İslam dininde olduğu gibi inandıkları tanrılarına (yaratıcılarına) ve kendilerinin ilahlaştırarak ortaya koyduğu putlara saygı niyetiyle onların gazabından kurtulup lütuflarını (iyiliklerini) elde etmek amacıyla kurbanlar sunmaktadırlar. İnsanların bu kurban sunma ritüellerini (geleneksel tören) çeşitli şekillerde yapmaktadırlar. Buradaki çeşitliliğin ortaya çıkmasının temelinde yaşanılan coğrafya ve inancın farklı olması temel neden olarak gösterilebilir. Günümüzde geçmişi araştırma konusunda gelişen imkânların da katkısı ile birçok yeni bilgilere ulaşıla bilinmektedir. Milattan öncesinde yazının günlük olarak artık kullanılmaya başlanması ilk medeniyetlerin de bu yazıyı kullanıp geliştirerek günümüze kadar koruması birçok bilginin aktarımını kolaylaştırmıştır. Fakat insanlık tarihi yazının ortaya çıkışından daha eskiye dayanır. Bu nedenle yazıdan önceki dönemleri bizle arkeoloji bilimi kullanılarak aydınlatmaya çalışıyoruz. Fıtrat üzere inanmaya programlı insan ilk zamanlardan itibaren inancının gereğini yapmaya çalışmıştır. Bizlerde arkeolojik kazılarda ortaya çıkan bu malzemelerin kıyas edilerek yorumlamasının sonunda inancının gereği ritüelleri gerçekleştirdiğini görüyoruz. Genelde yazıdan önceki dönemde destansı bir şekilde aktarılan bu ritüeller yazı ile beraber kayıt altına alınmışlardır.
Bu dini ritüellerin en basında inandıkları, taptıkları veya çeşitli vahşi hayvanlardan korktukları için kendilerine zarar vermemesi ve şükür amaçlı kurbanlar sunulmaktadır. Biz ilk insan Hz. Âdem as. oğulları Habil ve Kabil’in Allaha yetiştirdiklerinden adaklar sunduklarını biliyoruz. Özellikle vahşi hayvanlara belirli aralıklar yapılan bu kurban ya da adak sunma işlemleri dini gibi görünse de aslında iyi irdelendiğinde o hayvanın karnının doyurulması ile insanlara aç kalıp saldırması ve diğer canlılara zarar verilmesi engellenmiş oluyordu. Tabii ki bunu yanında korktukları ve güçlerinin yetmediği bu tür hayvanlara karşı saygı ile birleşmiş bir tapınmada söz konusudur. Eğer iyi kişi olmaktan ve sundukları adaklardan vaz geçerseler o hayvanın gazabına (cezalandırmasına) uğrayacaklarına inanmışlardır. İlk medeniyeler içerisinde daha çok çok tanrılı bir inanç içerisinde rastlanılan kurban sunma törenleri belli bir mekânda ve çeşitli ritüeller eşliğinde yapılmaktadır. Tanrılara sunulan bu kurbanların içerisinde çeşitli hayvanlar olduğu gibi insanlarında kurban edildiği görülmektedir. Şimdilerde çeşitli gizli tarikatlar yani filmlerde izlediğimiz gibi insanları kurban etmektedir. İşte bu izlediğimiz filmlerdeki sahnelerin bazı medeniyetinde var olan çok tanrıcılık inancında yer bulduğunu görüyoruz. Mesela Meksika’nın güneydoğusunda binlerce yıl varlığını sürdüren Maya medeniyetinin, kurban ritüellerinde insan kurban etmesi 12. yüzyılda başladı. Bu kurban ritüellerinde esirlerden birinde olağandışı bir durum görülürse, bu esirin boynuna kutsal olduğuna inanılan pamuk bir ip bağlanıp, bir yıl süresince tüm istekleri yerine getirilerek yaşatılırdı. Sonunda vücudu gül yağı ile ovulduktan sonra Ay Tapınağı’nda rahip tarafından kalbi çıkarılırdı. Rahip, bu kalbin üzerine elini koyarak dua edip halkı kutsardı. Yine Amerika kıtasında büyük bir medeniyet kurmuş olan Aztek medeniyetinin geleneklerine göre ilk doğan çocuk veya onun yerine satın alınan bir kölenin kurban edilmesi gerekiyordu. Bu kurbanın tanrı için yapıldığı ve sonrasında doğacak çocuklar ya da yerine başka birinin kurban edildiği çocukların ömrünü uzun yaşasın isteği Tanrıya iletilmek istendiği görülür.
Anadolu, Antik Yunan, Mezopotamya medeniyetleriyle Orta Asya coğrafyalarında kurulan birçok medeniyetin de çeşitli kurban ritüelleri mevcuttur. Bu ritüeller Amerika kıtasındaki medeniyetlerin aksine çeşitli hayvanların kurban edildiğini görüyoruz. Mesela Anadolu’da kurulmuş olan Hitit medeniyetinde ülkenin ilk meyveleri, bir yaşındaki hayvanları, yiyecek ve içeceğin ilkinin sunulması gerekiyordu. Pis olarak kabul ettikleri domuz ve köpeği kurban olarak pek tercih etmiyorlardı. Kurban için tercih edilen hayvanlar genellikle öküz, koyun ve keçi gibi eti yenebilen hayvanlardır. Tanrılar için seçilen hayvanların kusursuz ve iyi durumda olmaları gerekirdi. Hititlerde kan akıtmak önemliydi, bazı kültürlerde görülen yakarak kurban etme yerine, hayvanlar boğazları kesilerek kurban edilmişlerdir. Adını zikrettiğim bu coğrafyalarda hemen hemen dini kurban ritüelleri bu şekilde yapılmaktaydı. Buradan da anlaşılacağı üzere yakın olan medeniyetler bir birlerini etki altında bırakarak dini olarak etkilemişler ve bu etkileşim kurban ritüellerinde kendini göstermiştir.
İnancının ve yaşadığı coğrafyanın gereği olarak insan yaptığı faaliyetlerde tanrısına karşı yükümlülüklerini getirmeye çalışmıştır. Yaptığı bu işlemleri yazısız dönemde duvarlara çizerek yazılı dönemde kayıt altına alarak gerektiğinde oluşturulan destansı hikâyelerde geleceğe aktarma çabası ve gayretinde olmuştur. İnsanı yaptığı bir faaliyette tek bir düşünce ile değerlendirme yanlışına düşmeden içindeki tüm şartların gerekliliğiyle davrandığını değerlendirmelidir.
Yorumlar
Kalan Karakter: