Patili dostlarımızın sessiz ama derin dili vardır. Onlar kelimelerle konuşmazlar belki, ama bakışlarıyla, kuyruk sallayışlarıyla, bazen bir kapının önünde sabırla bekleyişleriyle bizlere anlatacak çok şeyleri vardır. İnsan, onların bu çabasını fark etmeye başladığı an aslında kendi eksikliğini de görmeye başlar. Çünkü biz çoğu zaman konuşabildiğimiz hâlde anlatamayan, anlayabildiğimiz hâlde anlamayan varlıklarız.
Oysa patili dostlarımız, bizimle bir bağ kurabilmek için sürekli bir çaba içindedir. Bir köpek, sahibinin gözlerine bakarak onun ruh hâlini çözmeye çalışır; bir kedi, en yalnız anımızda sessizce yanımıza sokularak varlığını hissettirir. Onlar bizden çok daha saf, çok daha doğrudan bir ilişki kurarlar. Hesapsız, çıkarsız ve çoğu zaman karşılıksız bir sevgiyle yaklaşırlar. Bu yönüyle belki de bize insan olmayı yeniden öğretirler.
Bugün üzerinde yaşadığımız gezegen yalnızca bize ait değil. Bu dünya; kuşların, ağaçların, böceklerin ve patili dostlarımızın da evidir. Ancak modern yaşamın hızında ve betonun soğuk yüzünde bunu sıkça unutuyoruz. Sokaklarda açlıkla, susuzlukla ve kimi zaman şiddetle baş başa bırakılan hayvanlar, aslında bizim ortak yaşam kültürümüzdeki eksikliği gözler önüne seriyor.
Birlikte yaşamak, yalnızca aynı mekânı paylaşmak değildir. Birlikte yaşamak; birbirinin varlığını kabul etmek, ihtiyaçlarını gözetmek ve yaşam hakkına saygı duymaktır. Patili dostlarımız bizden çok şey istemez. Bir kap su, biraz yiyecek, biraz sevgi… Ama biz onlara çoğu zaman bunları bile çok görürüz. Oysa onların sunduğu şeyler, verdiklerimizden katbekat fazladır: Sadakat, dostluk ve koşulsuz bir bağ.
İnsanın doğayla ve diğer canlılarla kurduğu ilişki, aslında kendi insanlık seviyesini de belirler. Patili dostlarımıza nasıl davrandığımız, birbirimize nasıl davrandığımızın da bir aynasıdır. Eğer bir toplumda hayvanlar korku içinde yaşıyorsa, orada insanların da tam anlamıyla huzur içinde yaşaması mümkün değildir. Çünkü merhamet bölünmez bir bütündür; ya vardır ya yoktur.
Bugün yapmamız gereken şey çok açık: Onlarla rekabet etmek değil, onlarla birlikte yaşamayı öğrenmek. Şehirlerimizi yalnızca insanlar için değil, tüm canlılar için yaşanabilir hâle getirmek. Yerel yönetimlerden bireylere kadar herkesin bu konuda sorumluluk alması gerekiyor. Barınaklar, besleme noktaları, kısırlaştırma politikaları elbette önemli; ama en önemlisi zihniyet değişimidir. Onları “öteki” olarak görmekten vazgeçip, yaşamın eşit paydaşları olarak kabul etmek zorundayız.
Belki de en büyük ders şudur: Patili dostlarımız bizden daha az şeye sahip olmalarına rağmen daha çok sevgi verebilirler. Biz ise daha fazlasına sahip olduğumuz hâlde çoğu zaman sevgiyi esirgeriz. Bu çelişkiyi fark ettiğimiz gün, yalnızca hayvanlarla değil, hayatın kendisiyle de daha sağlıklı bir ilişki kurmaya başlayacağız.
Unutmamak gerekir ki bu dünya yalnızca insanların kurduğu bir düzen değil; tüm canlıların ortak yaşam alanıdır. Ve bu ortaklık, ancak karşılıklı saygı ve merhametle sürdürülebilir. Patili dostlarımız bunu çoktan öğrenmiş durumda. Şimdi sıra bizde.
Yorumlar 1
Kalan Karakter: