Yasalar, toplumların ihtiyaçlarına göre şekillenen ve birlikte yaşamanın düzenini sağlamayı amaçlayan kurallardır.
Peki hiç düşündük mü?
Bir toplumun huzurunu gerçekten sadece kanunlar mı sağlar?
Yoksa birbirimize duyduğumuz saygı, gösterdiğimiz anlayış ve günlük hayatın içinde farkında olmadan benimsediğimiz küçük ama anlamlı davranışlar mı bizi bir arada tutar?
Bu ayrımın farkına varmak önemlidir.
Nitekim günümüzde “yargı paketleri” ile birçok kanunun çeşitli maddelerinde değişiklikler yapılmaktadır. Bu değişiklikler, ortaya çıkan bazı sorunlara kısa vadeli çözümler üretmektedir.
Misal, yakın zamanda çıkarılan bir yargı paketinde yer alan infaz düzenlemesiyle birçok hükümlünün cezaevinden çıkması, ceza hukukunun temel amaçlarından biri olan hükümlünün topluma yeniden kazandırılması ilkesi çerçevesinde değerlendirilebilir. Ancak söz konusu düzenleme, toplumun bir kesimi tarafından farklı açılardan eleştirilmiş ve tartışmalara neden olmuştur.
Bu tartışmalar, aslında bize daha temel bir soruyu yeniden düşündürmektedir: Toplumsal huzuru yalnızca yeni kanuni düzenlemelerle mi sağlayabiliriz?
Toplumları ayakta tutan yalnızca yazılı kurallar değil, aynı zamanda nesilden nesile aktarılan ortak değerlerdir.
Biz, asırlarca örf ve geleneklerine bağlı kalmış bir toplumuz. Yardımlaşma, büyüğe saygı, paylaşma, komşuluk ve dayanışma kültürü bizi ayakta tutan en önemli değerler olmuştur
Ancak son zamanlarda, ekonomik şartların da etkisiyle bu değerlerin giderek yıprandığına tanıklık ediyoruz.
Fiyatlar yükselir yükselmez market raflarındaki etiketler değişiyor, kimi ev sahibi kiracısının durumunu gözetmeksizin en yüksek kira artışını yapmaya çalışıyor, kimi işçi ise gece gündüz emek vermesine rağmen hak ettiği karşılığı alamıyor.
Toplumsal değerler zayıfladıkça maddiyat ön plana çıkıyor; maddiyat ön plana çıktıkça anlaşmazlıklar artıyor. Anlaşmazlıklar arttıkça da yeni hukuki düzenlemelere duyulan ihtiyaç daha fazla hissediliyor.
Dolayısıyla giderek bir kısır döngünün içine giriyoruz. Çünkü bizler, özümüzden uzaklaşmanın etkilerini sorgulamak yerine çoğu zaman kısa vadeli çözümler üretmeye çalışıyoruz.
Çocuğumuza evde öğretmediğimiz temizliğin, sokakta yere atılan bir çöp olarak; toplum olarak zayıflattığımız paylaşma, vicdan ve gözetme duygusunun ise bir başkasının hakkını düşünmeden yapılan davranışlar olarak karşımıza çıktığının farkına varmalıyız.
İşte bu yüzden belki de çözüm, kaybetmeye başladığımız bazı değerleri yeniden hatırlamaktan geçmektedir.
Evet, hukuk pek tabii toplumun düzenini sağlayan bir araçtır. Ancak tek başına bir toplumun huzurunu sağlamaya yetmemektedir. Zira birbirimize karşı saygımızı, merhametimizi, anlayışımızı ve sorumluluk bilincimizi yeniden güçlendirmediğimiz sürece, en mükemmel kanunlar dahi hayatın içinde beklenen sonucu oluşturmayabilir.
Asıl mesele; kimsenin görmediği yerde doğru davranabilmek, başkasının hakkını da önemsemek ve ortak yaşam bilincini koruyabilmektir.
Yorumlar
Kalan Karakter: