Hayat, çoğu zaman sadece yaşadıklarımızdan ibaret değildir; farkında olmadan içimize çektiğimiz, üstümüzde biriken, kelimelere dökülemeyen yüklerle birlikte yaşarız. Bu yükler bazen bir toplantıdaki göz devirme hareketi, bazen karşılıksız kalmış bir çaba, bazen de ertelenmiş bir teşekkürdür. Adını koyamadığımız bu birikimler, tıpkı uzayda ayın yüzeyine yapışan ve temizlenmeyen “ay tozu” gibi zamanla ağırlaşır, performansımızı düşürür ve bakış açımızı bulanıklaştırır.
Amerikan Psikoloji Derneği (APA), 2023 yılı “Stres Raporu”nda modern bireylerin karşılaştığı en büyük tehdidin artık “büyük travmalar” değil, fark edilmeyen mikro stresörler olduğunu belirtiyor. Bu stresörler tek başına kriz yaratmaz; ancak sürekli tekrarlandıklarında bireyin zihinsel esnekliğini azaltır, karar alma kalitesini düşürür ve tükenmişliğe zemin hazırlar.
Daniel Kahneman’ın “Thinking, Fast and Slow” (Hızlı ve Yavaş Düşünme) kitabında vurguladığı gibi; zihnimiz, bilinçli olarak analiz etmediği pek çok duyguyu bastırarak taşır. Bu da zamanla kararlarımızı, ilişkilerimizi ve hatta değerlerimizi gölgede bırakır.
“Büyük bir enkaz yok ortada fakat nefes almam zorlaşıyor,” diyorsak, ay tozları birikmiş olabilir.
Harvard Business Review’da yayımlanan bir makalede, çalışanların %58’inin “görünmeyen duygusal yükler nedeniyle işte gerçek potansiyelini sergileyemediği” belirtiliyor. Bu yükler çoğunlukla tanımlanamayan bir huzursuzluk, bitmeyen bir yorgunluk ya da anlamını yitirmiş bir aidiyet hissi olarak ortaya çıkıyor. Bu noktada organizasyonel psikolog Adam Grant’in şu sözü anlamlı hale geliyor:
“Tükenmişlik bazen çok çalışmaktan değil, anlam veremediğimiz şekilde ağırlaşmaktan doğar.”
Toplantılarda sessiz kalan bir ekip arkadaşı, teslim tarihini kaçıran bir çalışan ya da yeniliklere kapalı bir yönetici... Belki de bu kişiler ay tozlarının yükü altında eziliyordur. Kurumsal çözümler geliştirilirken bu görünmeyen yükler göz ardı edilmemelidir.
Bu noktada “duygusal hijyen” kavramı ön plana çıkıyor. Psikolog Guy Winch’in çalışmalarında sıkça vurguladığı üzere, fiziksel hijyene gösterdiğimiz özeni duygusal hijyene göstermediğimiz sürece, birikmiş yükler zihinsel performansımızı tahrip etmeye devam eder.
Uygulanabilir bazı öneriler:
• Haftalık “duygu taraması” yapmak: Ne biriktirdim, ne hissettim, ne söyleyemedim?
• Geri bildirim almak ve vermek: Sessizliğin içinde kaybolmamak için konuşmak
• Duygusal temizlik saatleri oluşturmak: Tıpkı masa üstünü düzenlemek gibi, zihni de arındırmak
Yani evet, duygular bulaşır. Ve bazen en çok kendimize bulaştırırız. Bireysel gelişim yolculuğu sadece öğrenmekten ibaret değildir; aynı zamanda bırakmakla, temizlemekle, sadeleşmekle ilgilidir. Liderlik eğitimi verdiğimiz birçok üst düzey profesyonelde gözlemlediğimiz ortak bir dönüşüm şu cümleyle başlıyor: “Bana ağırlık yapan şey aslında kendi sessizliğimmiş.”
Kurumsal dünyada her gün büyük kararlar alıyor, stratejiler geliştiriyoruz. Fakat zaman zaman durup “Bende ne birikti?” diye sormazsak, taşıdıklarımız yönümüzü saptırabilir. Hafiflemek, gelişimin bir parçasıdır.
Ay yüzeyindeki tozlar milyonlarca yıldır orada. Fakat biz insanlar farklıyız. Birikmişleri fark edip temizleyebilecek bir bilince ve iradeye sahibiz. Kimi zaman büyük değişimlerden değil, küçük temizliklerden geçer iyileşme. Kendimize ve ekiplerimize şu soruyu sormanın zamanı geldi:
Bugün hangi duygusal yükten kurtulursak, yarına daha sağlam yürürüz? Hep hatırlayalım, duygularımızı bastırmak profesyonellik değil, fark etmek liderliktir.
Ve liderlik, önce kendi içimizde başlar.
Yorumlar
Kalan Karakter: