Günümüzün hızla tüketilen ve hızla unutulan ilişkiler ağında, insan ruhu en büyük sınavını "belirsizlik" ile veriyor. Bir zamanlar kök salmanın, emek vermenin ve yaraları paylaşmanın kutsal sayıldığı insan ilişkileri, bugün yerini geçici temaslara ve "yarım" kalmışlıklara bırakmış durumda. Ancak, belki de hayatın bize öğrettiği en ağır ama en kıymetli ders şudur: “Ait olmadığınız yerde, belirsizliğin gri gölgeleri arasında kalmak, kendi varlığınızdan vazgeçmektir.”
“Tahammülsüzlüğün ve Emeksizliğin Çağı”
Modern zamanın en büyük trajedisi, her şeyin "anlık" tüketilme arzusudur. İnsanlar, bir diğerinin dünyasına misafir olurken, o dünyanın kapısını çalmaya bile tenezzül etmiyorlar. Emek vermek, bir insanın hayatında uzun soluklu bir iz bırakmak zahmetli bir süreçtir; oysa günümüzde kimsenin bu "zahmete" ayıracak sabrı kalmadı. Yaralarımızı göstermeden, kırılganlıklarımızı paylaşmadan, sadece pürüzsüz yüzeyler üzerinde kayıp gidiyoruz.
Böylesi bir düzende, derinlikli her şey, tıpkı kökleri olmayan bir bitki gibi toprağa tutunamıyor. Samimiyet, yerini yüzeysel bir konfora bırakırken; emekle dokunmuş bağların yerini, "belki olur" ihtimallerinin soğukluğu alıyor.
Belirsizliğin İçinde Kendini Kaybetmek
"Ait olmadığınız yerde kalmayın" demek, aslında kendine dönmenin ilk adımıdır. Bir ilişkiye, bir arkadaşlığa veya bir evliliğe isim koyamıyor, oradaki yerinizi tanımlayamıyorsanız, orada sadece bir "ihtimal" olarak beklersiniz. Belirsizlik, insanın içindeki o cevheri yavaş yavaş aşındıran, özsaygıyı törpüleyen bir sis gibidir.
Sizi bir "belki"nin içine hapseden, yarınlarınızdan emin olmanızı engelleyen hiçbir ilişki, insanın ruhsal bütünlüğüne hizmet etmez. Adına ister sevgi deyin, ister arkadaşlık; eğer bir yerde huzurla soluklanamıyor, yaralarınızı huzurla sergileyemiyorsanız, orası sizin limanınız değildir.
Gerçek Olanın Sığınak Arayışı
Gerçek olan, doğası gereği emektir. Gerçek olan, bir diğerinin yarasındaki kanı durdurmaya çalışmaktır. Bu düzenin hızı, hakiki olanı öğütmeye çalışsa da bizler, kendimize verdiğimiz değer kadar kıymetliyiz. Belirsizliğe tutunmak, aslında kendi değerimizi belirsiz olanın eline teslim etmektir. Oysa hayat, "bekleme odalarında" geçmeyecek kadar kısa ve tek bir insana, gerçek bir aidiyete sahip olacak kadar kıymetlidir.
Özetle: Bir ilişkinin içinde kendinizi devasa bir boşluğun kenarında hissediyorsanız, o kenardan çekilmenin vakti gelmiştir. Çünkü insan, ancak ait olduğu, emeğin değer gördüğü ve yaraların şifa bulduğu bir düzende gerçekten yaşar. Belirsizliğin sisli yollarından çıkıp, kendi güneşinize doğru yürümekten korkmayın.
Yorumlar
Kalan Karakter: