İlk köşe yazıma, her Ramazan ayında bana itinayla ve biraz da fısıltıyla sorulan bir soru ile başlamak istedim:
“Oruçluyken ağda yaptırılır mı?”
Ramazan ayı geldi mi bazı alışkanlıklar sessizce geri çekilir. Kahve fincanı bir süreliğine rafa kalkar, sigara paketleri çekmecelere kaldırılır, atıştırmalıklar “iftardan sonra” diye ertelenir. Biri de vardır ki Ramazan boyunca kimse adını anmaz; onun adı ağdadır. Sanki Ramazan’la birlikte “şimdilik görüşmeyelim” denmiş, gönlü kırılmıştır.
Bunu dışarıdan bakan bir göz olarak değil, yıllarca kuaförlük mesleğinde olan biri olarak söylüyorum. Ramazan gelir gelmez aynı fısıltı başlar:
“Yani… oruçluyken ağda yaptırılıyor mu?”
Sorulurken ses kısılır, etrafa bakılır. O anda ağdanın hakkına girilir, ahı alınır. Benimse dilimde hep aynı söz dolaşır:
“Temizlik imandandır.”
Bu cümle benim için bir ezber değil; 23 yıldır tekrarladığım bir rutin aslında. Vücut temizliği, benim mesleğim de vitrin değil; hayatın doğal akışının bir parçasıdır.
Yine de anlıyorum soruların arkasındaki kaygıyı. Belki de hata yapmaktan korktuğumuz için bu kadar çok soruyoruz: “Bozar mı?” Çünkü mesele ağda değil, ibadeti koruma çabası.
Bazen en doğru cevap, uzun tartışmalar değil, sade bir iç sesle gelir:
“Niyetim sağlam mı?”
Asıl mesele şu:
Oruç, bedene girenle bozulur; bedenden çıkanla değil. Ağda mideye girmez; sadece sabrı test eder. En nihayetinde oruç, hayat durduğunda değil, hayat akarken de tutulur. Bir “ah” çıkar ağızlardan, “bir dakika dur” cümlesi saniyelerle ölçülür ama oruç hâlâ yerli yerindedir.
Belki de bu Ramazan şunu kabul edelim:
Oruç bozulmaz.
Sadece ağda biraz kırılır…
Yorumlar
Kalan Karakter: