Bu hafta köşemde konuğum Uz. Dr. Fatih Sökmen…
Kendisiyle, adını sıkça duyduğumuz ama aslında ne kadar geniş bir etki alanına sahip olduğunu pek bilmediğimiz altın iğne uygulamasını konuştuk.
Emine Temel: Altın iğne son dönemin en popüler uygulamalarından biri. Peki gerçekten nedir bu altın iğne?

Uz. Dr. Fatih Sökmen: Aslında altın iğne, cildin kendi kendini onarma mekanizmasını harekete geçiren bir yöntem. Mikro iğneler aracılığıyla cilt altına radyofrekans enerjisi veriyoruz. Bu da kolajen üretimini artırarak cildin daha sıkı, daha canlı görünmesini sağlıyor.
Emine Temel: Yani cilde dışarıdan bir şey yüklemekten çok, onu uyandırmak gibi mi?
Uz. Dr. Fatih Sökmen: Kesinlikle öyle. Biz bir şey “eklemiyoruz”, cildin zaten sahip olduğu potansiyeli ortaya çıkarıyoruz. Bu yüzden sonuçlar daha doğal oluyor.
Emine Temel: En çok kimler kapınızı çalıyor bu uygulama için?
Uz. Dr. Fatih Sökmen: Genellikle aynaya baktığında “bir şey değişmiş ama ne!” diyemeyenler geliyor. Ciltteki ilk yaşlanma belirtileri dediğimiz ince kırışıklıklar, elastikiyet kaybı, gözenek genişlemesi ve ton eşitsizlikleri en sık başvuru nedenleri arasında.
Altın iğne; mikroiğneleme ve radyofrekans enerjisinin birlikte kullanılması sayesinde dermal tabakada kolajen ve elastin üretimini uyarır. Bu sayede ince kırışıklıkların görünümünü azaltır, akne ve skar izlerinde belirgin iyileşme sağlar, seboreik yani yağlı ciltlerde sebum dengesini düzenlemeye yardımcı olur.
Aynı zamanda ciltte sıkılaşma ve toparlanma sağlayarak non-invaziv bir “lifting” etkisi oluşturur. Yani aslında cildin verdiği o küçük sinyalleri daha görünür hale gelmeden yakalamak isteyenlerin tercih ettiği bir uygulama diyebiliriz.
Emine Temel: Alternatif kullanım alanları nelerdir?
Uz. Dr. Fatih Sökmen: Altın iğne yalnızca yüz gençleştirme amacıyla değil, farklı dermatolojik endikasyonlarda da kullanılan çok yönlü bir yöntemdir.
Hiperhidroz yani aşırı terleme tedavisinde, özellikle koltuk altı bölgesinde ter bezlerinin aktivitesini azaltmaya yönelik etkili sonuçlar alınabilir.
Postinflamatuar hiperpigmentasyon olarak adlandırdığımız, akne veya cilt travmaları sonrası oluşan lekelerde, cilt tonunun dengelenmesine katkı sağlar.
Saç dökülmesi tedavisinde ise saçlı deride mikrosirkülasyonu artırarak ve büyüme faktörlerini uyararak destekleyici bir rol üstlenir.

Ayrıca gebelik sonrası oluşan stria (çatlaklar) ve cerrahiye bağlı skar izlerinin görünümünü azaltmada da tercih edilen uygulamalar arasında yer alır.
Emine Temel: Peki acı eşiği düşük olanlar için zor bir işlem mi?
Uz. Dr. Fatih Sökmen: Dürüst olalım, konfor önemli. İşlem öncesi anestezik krem uyguluyoruz. Bu sayede hastalarımız süreci oldukça rahat geçiriyor. Korkulduğu kadar zor bir işlem değil.
Emine Temel: Kaç seans sonra “iyi ki yaptırmışım” dedirten o etki başlıyor?
Uz. Dr. Fatih Sökmen: Genellikle 3-4 seans öneriyoruz. Ama asıl sihir zamanla ortaya çıkıyor. Çünkü kolajen üretimi bir süreçtir. Sabreden kazanır diyebiliriz.
Emine Temel: Herkes yaptırabilir mi, yoksa o klasik “her işlem herkese uygun değildir” kısmı burada da geçerli mi?
Uz. Dr. Fatih Sökmen: Bu kural burada da geçerli. Aktif enfeksiyonu olanlar, bazı cilt hastalıkları bulunan kişiler ya da hamileler için uygun olmayabilir. O yüzden mutlaka kişiye özel değerlendirme yapılmalı.
Emine Temel: İşlem sonrası en çok yapılan hata ne?
Uz. Dr. Fatih Sökmen: En büyük hata, işlemi yaptırıp sonra cildi yine ihmal etmek. Güneş koruyucu kullanmamak, nemlendirmemek… Yani emek verip sonucu riske atmak diyebiliriz.
Cilt aslında hep konuşur…
Mesele, onu ne zaman dinlediğimiz.
Ve belki de en doğru an, ertelemeyi bıraktığımız andır.
Kendine ne kadar yakınsın?
Yorumlar
Kalan Karakter: