Bizim savaşımız 1912’de Balkanlar’da başlar 1922’de Kocatepe’de ya da 9 Eylül 1922’de İzmir’de biter.
Doğuda Ermeni, batıda ve Karadeniz’de Rum, Balkanlarda tüm ulusların ihaneti ve katliamı vardır o 10 yılda. Balkanlar elden çıksa da tüm ihanetlere ve katliamlara rağmen Anadolu’da yeni bir devlet kurulmuştur.
30 Ağustos Başkumandanlık Meydan Muharebesi bu kuruluşun askeri zaferidir. Lozan ise bu zaferin tüm dünyaya ilanı ve o dünya tarafından kabulüdür.
Lozan’a giden Türk heyetine 14 talimat verilmiştir. Bunlardan ikisi çok önemlidir ve gündeme geldiğinde Ankara’nın görüşü sorulmadan derhal masadan kalkılacaktır. Birisi Anadolu’da bir Ermeni Yurdu, diğeri de bir Osmanlı mebusunun ifadesi ile “cehennem zebanisi” kapitülasyonlardır.
Ermeni ihanetini Falih Rıfkı Atay “Devrin Yazarlarının Kalemiyle Milli Mücadele ve Gazi Mustafa Kemal Paşa” kitabında bütün dehşetiyle anlatır:
“Pasinler ovasında uzak bir hatıra kadar unutulmuş Türk köyleri vardı. Bir sabah bu Türk köylerinin sularını Rus ordularına kılavuzluk eden Ermeni çetelerinin atları geçti. Pasinlerde genç kızlara bekçilik eden 93 rediflerinden başka erkek, yaşlı anadan gayrı silah yoktu. Bakınız çeteler ne yaptılar: Pasin erkeklerini koyun gibi boğazladılar; kadınları tavuk gibi boğdular. Ve Pasin kızlarını, arkadan gelen kazak sürülerinin kucağına attılar.
Pasin kızlarının bikir kanları, ölülerin ılık kanına ve kazak şarabına karıştı. Kim bilir sonra nerelere kaçtılar? Kim bilir, eğer dönenler olmuşsa, nişanlılarının yüzüne nasıl bakabildiler?
Katillerin bıçağı üstünde Pasin ihtiyarlarının kanı çoktan paslandı ve çoktan Pasin bakirelerinin hatırası bir çengi ve yatak hatırası kadar ucuzladı.
Kim bilir şark Anadolu’sunda böyle kaç Şhakespeare’lik ıstırap, bir bebeği ıslatmadan kaybolup gitti.”
Rus Albay Tverdo Kalebof’un Başkumandan Odişelitze’den dinleyip te anlattıkları da var Ermeni ihaneti ve vahşeti konusunda:
“Erzincan’da her türlü müdafaadan mahrum ve silahsız sekiz yüzden fazla Türk itlaf edilmiştir. Büyük çukurlar açılmış ve biçare Türkler bu çukurların başına kurbanlık koyunlar sevk olunup hayvanlar gibi boğazlanmış, çukurlara doldurulmuştu. Her hangi bir çukurun başındaki Ermeni: ‘‘etmiş mi oldu? On kişi daha alır! Kes, deyince on kişi daha keserler, çukura atıp üzerine toprak çekerlermiş.”
Ermenistan’ın ilk Başbakanı Ovanes Kaçaznuni 1923’te partisinin Bükreş’te düzenlenen kongresinde “Türkler ne yaptıklarını biliyorlardı ve pişmanlık duymalarını gerektiren herhangi bir husus bulunmamaktadır; sonradan da anlaşılacağı üzere bu yöntem Türkiye’de Ermeni meselesinin temelli çözümü açısından en kesin ve en uygun yöntemdi” diyecektir.
Kendisi de Makedonya’nın Florina kasabasında doğan ve bir Balkan çocuğu olan Necati Cumalı da Balkanlarda yaşadıklarını, gördüklerini anlatır anılarında:
“Büyük küçük, kadın, çoluk çocuk, yaşlı demeden binlerce kişi süngülendi, ateşe verilen evlerinde öldü. Savunmasız kadınların ırzlarına geçildi. Göç yollarında vurulmuş, düşmüş ölü analarının memelerini emmeye çalışan bebeler, üstlerinden geçen top arabaları tekerlerinin ezdiği dağıttığı beyinler, karlara saplanarak ayakta donmuş kalmış atlar, insanlar, üst üste cesetlerle dolu hendekler görülüyordu. Çok gözyaşı döküldü, çok yoksulluk çekildi.”
Vahşet her tarafta, hem doğuda hem batıda, hem kuzeyde hem güneyde ihanetle kol kola.
Osmanlı İmparatorluğu Birinci Dünya Savaşı’na çaresiz girdi. Çünkü konu kendisiydi. Kendi topraklarının paylaşılmasıydı.
Sina Akşin “Batılılar, Osmanlı’yı fırında bir kuzu olarak görüyorlardı” der. Sina Akşin’e göre “bütün mesele bunun zamanlaması ve en lezzetli parçayı, yani budunu kimin alacağı” meselesi idi. Onlar için yiyecekleri kuzuyu müttefik yapmanın anlamı yoktu.
Türk Milleti hem 10 yıllık büyük savaştan hem de bunun müzakere masasından zaferle çıktı. Kapitülasyonlar kaldırıldı, Ermenistan planları bir daha gündeme gelmemek üzere tarihin çöp tenekesine atıldı.
Zaferde emeği olan herkesi başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere rahmet, şükran ve minnetle anıyorum. Nurlar içinde yatsınlar.
Yorumlar
Kalan Karakter: