Erkam Yıldırım’ı ve onun devleti temsil eden bir valinin ve silahlı kuvvetlerin üniformasını üzerinde taşıyan bir albayın karşısında geleneksel devlet adap ve edebinden oldukça uzak oturuşunu yazacaktım.
O oturuşun sadece bir insanı değil aynı zamanda Türklerin kutsallarının başında gelen devlet kavramını da nasıl çürüttüğünü anlatacaktım.
Ama bir eski başbakanın çok mu çok zengin oğlu olmaktan başka bir özelliği olmayan ya da varsa da benim bilmediğim bir insanı anlatmama fırsat bırakmadı anlı şanlı bir insan. Ön aldı okumuş o insan. Eli kalem tuttu mu tutmadı mı bilmiyorum ama elinin neşter tuttuğu kesin. O bir tıp doktoru, bir göğüs hastalıkları cerrahı, bir başhekim. Daha da önemlisi, bir milletvekili.
Yeniden seçilmesini garantilemek midir hesabı yoksa partisine ters düşmüş de karşıtlarının eline koz vermek mi, bilmiyorum. Ama hem garantileme hesabına çanak tutan bir açıklama hem de partisinin karşıtlarına “bunlara mı oy vereceğiz” dedirtecek bir açıklama.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti Cumhurbaşkanı’ndan “ağabey” diye bahsediyor. Kendisi 1953, Sayın Cumhurbaşkanı ise 1954 doğumlu. Kimin kime ağabey demesi bir yana kimin kime ağabey deyişi bir yana ama bir milletvekilinin bu ülkenin cumhurbaşkanından ağabey diye söz etmesi ne kadar adaba ve edebe uygun? Hüküm o parti yetkililerinin olsa gerek!
Adalet ve Kalkınma Partisi Ordu Milletvekili Sayın Şenel Yediyıldız’dan bahsediyorum.
Sayın Yediyıldız Ordu’da katıldığı bir televizyon programında “Tayyip ağabeye ihaneti bırak sırtımızda taşımamız lazım. Yani ayakkabısını elimizle yalamamız lazım” demiş.
Utanmasa veya kendisini tutamasa neredeyse “dilimizle yalamamız lazım” diyecekmiş ama bereket ki kendisini tutmuş.
Sayın milletvekili daha önce de “cumhurbaşkanımızın sünnetini yerine getirmekten” bahsetmişti.
Oldukça ilginç başka açıklamaları da var; şu akıl dışı açıklama da onun:
“Biz elhamdülillah Müslümanız. Bugün geldik, yerin gideceğiz. Gittiğimizde de yaptıklarımızın hesabını vereceğiz. Zannetmeyiniz ki ben verdiğim oyun hesabını vermeyeceğim. Samimiyetle söylüyorum daha fazla vereceksiniz. Kılmadığınız namazdan, tutmadığınız oruçtan, gitmediğimiz hacdan daha fazla vereceksiniz.
Ben de elhamdülillah Müslüman’ım ve hesap gününe inanırım ama bir partiye verilmeyen oyun hesabının kılınmayan namazdan, tutulmayan oruçtan ve gidilmeyen hacdan daha fazla sorulacağını ve verileceğini ilk defa duyuyorum.
Ne yapsam, ne etsem acaba? Bir bilen varsa içinizde bir akıl verse, bir yol gösterse ve ben de açmazdan kurtulsam!
Yorumlar
Kalan Karakter: