İnsan bataklığa girer mi hem de bile bile.
Hem de bir hayal uğruna; üstelik asla olmayacak/olamayacak bir hayal uğruna.
Sanki bu ülkede 84 bin kusur cami yokmuş gibi, sanki “yeryüzü bize mescit kılındı” diyen bizim peygamberimiz değilmiş gibi.
Şam’da Emevi Camii’nde namaz kılma hayali ya da Arap dünyasının manevi lideri olmak sevdası uğruna. Yoksa İslam dünyasının halifesi olmak uğruna mı deseydim?
Arap’ın Türk’e ihanetten, cinayetten ve düşmanlıktan başka bir duygusu ve eylemi olmadığını tarihin bize göstermesine rağmen böyle bir hayale kapılan “derin strateji” uzmanları tarafından açılan yolda nasıl ve niye durmadan duraksamadan ilerlediğimizi hiç sorup sorgulamadan.
Bataklığın bir gün biz yutacağından, en azından o bataklıktan üstümüz başımız kirlenmeden asla çıkamayacağımızı hiç akıl etmeden.
Biz girdik o bataklığa. Biz…
Ve milletimizi de soktuk boydan boya.
Kaçaklarına kucak açtık. Bu ülkeyi Avrupa Birliğinin göçmen deposu yaptık üç on paraya.
Aldığımızdan, daha doğrusu onların lütfettiğinden kat be kat fazlasını harcadık “ensar” ayaklarına yatarak.
Yemedik yedirdik, giymedik giydirdik. Ne aç bıraktık ne hasta, açlarını doyurduk hastalarını tedavi ettik.
Sokaklarımız kendi yurdundan kaçan insanlarla dolu. Sürü sepetler maşallah, ha pasa doğuruyorlar. Böyle giderse çok değil, 22’inci yüzyıla girmeden nüfusları Türk’ü geçerse şaşar mıyız? Ben şaşman ama başkasını da bilmem/bilemem. Hele de o hayal âleminin efendilerini hiç bilemem.
Paradan puldan vazgeçtim, az buz değil ama vazgeçtim.
Burayı bırakıp oralarda yaptığımız ve törenlerle dağıttığımız evlerden de vazgeçtim.
Ama onları korumak uğruna, o topraklardan gelecek tehditler uğruna şehit verdiğimiz evlatlarımız var ya; ne onları unutabiliyorum ne de onların acısı çıkıyor yüreğimden.
Hani Falih Rıfkı Atay’ın Zeytindağı’nda Ahmet’ini arayan anne var ya anne, o geliyor aklıma. Ve Falih Rıfkı’nın son sözü: “BİZ AHMET’İ KUMARDA KAYBETTİK…”
Ahmetler ve anneler… Bizim Ahmetlerimiz, bizim annelerimiz… Biri asla dönülmeyecek bir yolda, öbürü hep yol gözlemekte.
O topraklar bataklıktır. O topraklar bizi hep yuttu ve bu gidişle görünen o ki hep yutacak.
Sınırlardan mayınları söktüğümüz günler yadınızda mı? O günler ne hayaller kurulmuş, neler neler söylenmişti. Ne farkı vardı o gün kurulan hayallerin daha sonra kurulanlardan. Birinde kardeşlik türküleri söylüyorduk diğerinde zafer marşları.
Dün mayınlarını söktüğümüz sınırlara bugün beton duvarlar örüyoruz.
Şu “ensar-muhacir” söylemlerinden vazgeçmediğimiz sürece ne yaparsak yapalım daha çok kurbanlar verecek daha çok acılar çekeceğiz.
Yeter artık; bir kumar uğruna Ahmetler ölmesin… Ahmetler…Ahmet… Ah… Ah… Ahhhh..
Yorumlar
Kalan Karakter: