Altınlarımı arıyorum. Kimin çaldığını soruyorum.
25 yıl önce emekli oldum hem de süper emekli.
O yıllarda süper emekli diye bir uygulama vardı bu ülkede. Pirimi de süperdi emekli maaşı da süperdi.
Asgari ücretin 170, çeyrek altının da 25 lira olduğu 1998 yılında benim emekli maaşım tam 540 TL idi. 3 asgari ücretten 30 TL daha fazlaydı ve tamı tamına 21 çeyrek altın alıyordum üstüne üstlük cebimde de 15 TL kalıyordu.
Bugünkü emekli maaşım küsuratı ile birlikte 8870 lira. Aylık net 11.402 TL olan asgari ücretin altında. Hükümet %25 emekli zammını açıkladı, Temmuz’un 20’sinden sonra maaşım 11.087 TL olacak ve yine asgari ücretin altında kalacak.
Altın hesabına gelince 1998’de tamı tamına 21 çeyrek aldığım emekli maaşımla bugün ancak ve ancak 3 çeyrek altın alabiliyorum. Cebimde kalan para ise 878 lira, 1 gram altın bile etmiyor.
Haklı olarak feryat ediyorum: Benim altınlarımı kim çaldı?
Bunu hem soruyor ve hem de hırsızı arıyorum Türk milletinin büyük çoğunluğuyla birlikte.
Sadece altınlarımızı çalmadı o hırsız her kimse; soframızdaki zeytini üstümüzdeki fanilayı da çaldı. “Ben çalmadım” diyorsa şayet çalınmasına göz yumdu ya da acemilikten, yol yordam, edep ve erdem bilmezliğinden bizi yok yoksul eyledi.
Allah için haklarını yemeyelim, yoldaşlarını unutmadılar hem kendileri yediler hem de yol arkadaşlarına yedirdiler; ünlü şairin dediği gibi “doyunca, tıksırınca, patlayıncaya kadar” yedirdiler.
Kimine yol kimine yolcu, kimine köprü kimine yük, kimine hastane verdiler. Akıl erdiremeyeni tımarhaneye, ses çıkartanı da hapishaneye attılar. Güzel ülkemde şu anda 399 hapishane bulunuyor. Bu rakam yılsonunda 419’a çıkacak!
Yok; benim de bu milletin büyük çoğunluğunun da derdi değil ülkenin borcu, o kapı senin bu kapı benim devletimin döviz peşinde koşması; bizim derdimiz soframızın fakirleşmesi. Bizim derdimiz karnımızın doyması.
Ne han ne hamam, ne yalı ne yazlık kışlık saray, sadece başımızı sokacağımız bir ev tüm duamız. Bir zamanlar emekli ikramiyesi ile ev alan aziz milletimin geldiği son nokta, kirayı ödemeye yetmeyen emekli maaşı mı olacaktı, Allah’ım.
Birileri çıkmalı ortaya ya hesap sormak ya da hesap vermek için. Birileri… Ama yok, kimse yok. Ne hesap soran var ne hesap veren…
Sen sormazsan, ben sormazsam, o sormazsa hesabı, mahşere kalır sanma. Soran çıkar günün birinde ve öyle bir sorulur ki bu hesap sandıkta, ahrete kalmaz.
Birileri çaldı soframızdan zeytinimizi, birileri aldı sırtımızdan urbamızı.
Haberiniz olsun, yok gayrı ne bir zeytin ne bir eski urba. Boşuna umutlanmayın ve boşuna kapımızı çalmak için yorulmayın.
Yok… Yok… Yok…
Yorumlar
Kalan Karakter: