Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan bir zamanlar “İstanbul’a ihanet ettik” diyordu. Dikey yapılanmanın kenti, “benim İstanbul’umu” nasıl mahvettiğini anlatırken.
“Benim İstanbul’um” en güzel yıllarımın geçtiği en güzel kentti bir zamanlar. 1 milyon 250 bin civarında bir nüfusu barındırırdı bünyesinde. Bir tarafta Florya, bir tarafta Sarıyer arasında uzar giderdi Marmara ve Boğaz boyunca. Haliç her zaman farklıydı Eyüp Sultan’ı ve Piyer Loti’siyle.
Bir başkaydı o yılların Taksim ve Galata’sı. Beyazıt, Laleli, Sirkeci ve Aksaray’da sinemalar vardı; oralara kazaklı, saçlı sakallı giderdik ama söz konusu Taksim, hele de Galata olunca her şey farklılaşırdı. Bir telaş alırdı bizleri, hemen pantolonlar gömlekler ütülenir, kravatlar bağlanırdı. Galata’ya ne saçlı sakallı, ne de kravatsız gidilebilirdi. Ben bunu 1969-70 ve sonraki yıllarda bir süre daha Samsun Mecidiye Caddesi’nde görmüştüm.
Ne yazık ki “benim İstanbul’um” zaman içinde dağ taş betona boğuldu ve yaşanmaz oldu! Bir zamanlar ömrümün en güzel yıllarının geçtiği “benim İstanbul’um” şimdilerde artık senede birkaç günlük gidiş gelişlerde bile beni oldukça yoruyor.
Değişen sadece “benim İstanbul’um” değil bütün bir ülke. Bir zamanlar faytonla birkaç saatlik bir gezintinin sonunda neredeyse bütün bir kenti dolaşabildiğim İzmir burnum tütüyor. Acaba gitsem eski huzuru bulabilir miyim? Bilmiyorum.
Sayın Cumhurbaşkanın 20 yıldan bu yana Türkiye’yi yöneten bir idarenin 20 yılın sonunda ülkenin betona boğulmasından pişmanlık duyuyor olması anlaşılabilir ama bunun faturası ödenemez.
Kaybedilen ülke bir daha kolay elde edilemez. Hele bir de gizli açık bir işgal altındaysa…
Yorumlar
Kalan Karakter: