Sözcü Gazetesi yazarlarından Ruhat Mengi 1 hafta önce siyaset dünyası ve devlet katında tanınmış bir siyasetçiyle mülakatını yayınladı. Oldukça ilgimi çeken o mülakattan iki bölüm aktaracağım siz değerli okurlarıma.
Ruhat Mengi’nin mülakat yaptığı isim eski Türk dışişleri bakanlarından Hikmet Çetin. Sayın Çetin bir ara da Cumhuriyet Halk Partisi genel başkanlığı yapmıştı.
Sayın Çetin o mülakatta ülkenin demografik yapısına dikkatlerimizi çekmeye çalışıyor ve şunları söylüyordu:
“Yapılan bir demografik çalışmaya göre eğer böyle giderse 2050’de Suriyeliler başta olmak üzere Türkiye’deki yabancıların nüfusu 30 milyona çıkacak.”
Çok uzak değil 2050 yılı, şunun şurasında 27 yıl var. Eğer gerekli tedbirler alınmaz, bu ülke elin yabancısının, kaçkınının kolaylıkla iltica ettiği, edebildiği bir ülke olmaktan çıkarılmazsa biz Türkleri Necip Fazıl Kısakürek’in ifadesiyle “öz yurdunda garip, öz vatanında parya” olmaktan kimse kurtarmayacak, daha doğrusu kurtaramayacak.
AJANLIK VARSA İÇİŞLERİNE DÜŞEN GÖREV NEDİR?
Bir garip ülke olduk; bir tarafta suç isnatları gırla gidiyor ama öbür tarafta yetkililerin üzerine sanki ölü toprağı serpilmiş gibi derin bir sessizlik söz konusu.
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, 6’lı masanın kendi aralarında oluşturdukları bir metni CHP milletvekili ve Genel Başkan Yardımcısı emekli büyükelçi Ünal Çeviköz ile bir AB elçiliğine gönderdiği öne sürüyor ve bunun bir ajanlık faaliyeti olduğunu ima ediyor.
Bir televizyon kanalında katıldığı bir programda “Tüm devletler ajanlık faaliyetlerine karşı kendini korur” diyor.
Şu sözler de o programdan ve o konuşmadan:
“Eğer birisi ajanlık faaliyeti gösteriyorsa Türkiye cumhuriyeti devleti ajanlık yaparken takip etmesi temel görevidir takip etmemesi sıkıntıdır kanuni görevdir ve bizim istihbarat örgütlerimiz, istihbarat teşkilatlarımız bunun için vardır… Orada devletin kendisini koruması adına buradaki bilgiyi elde etmesi normaldir… Burası müstemleke ülkesi falan değil burası Türkiye Cumhuriyeti Devleti.”
Böyle bir durum söz konusu ise İçişleri Bakanlığı ve ondan önce de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına düşen bir görev var mı ya da yok mu? Bilmek hakkımız değil mi?
34 KIZ ÖĞRENCİ!
Ruhat Mengi’nin mülakatında Hikmet Çetin’in dikkatimi çeken bir başka açıklaması daha vardı. Cumhuriyet’in ilan edildiği günlerde Türkiye’nin sahip olduğu daha doğrusu olamadığı kadrolara rağmen neleri ve nasıl başardığını şu ifadelerle anlatıyor:
“Bazen soruyorum; Cumhuriyet ilan edildiği zaman Türkiye’deki liselerinde kaç kız vardı; 34 kız öğrenci vardı, böyle bir Türkiye’yi geliştirip modern hale getiren bir ekip. Bu iktidar gibi 21 yıl iktidarda kalmadılar. Atatürk toplam 15 yıl, onunda son 2 yılı hastalıklarla geçti 13 yıl iktidarda kalmış sayılır. Her alanda; köy enstitülerinden sağlık konularına kadar her konuyu çözdüler. Bunlar Hıfzısıhha’yı bile sattılar.”
Cumhuriyet imkânsızlıklar içinde her türlü imkânlara sahip emperyalistlere karşı bir şahlanış ve bir şanlı zaferi ifade eder. Ne Yunan, ne Pontus artıkları, ne Ermeni çeteleri, biz İngiltere, biz Fransa, biz İtalya ile vuruştuk 10 yıl boyunca cephelerde ve zaferle çıktık bu 10 yıllık savaştan.
Yoksul ve yorgunduk ama inanmıştık, hem kendimize hem de bizi yönetenlere. O inançla yazdık Cumhuriyet sonrasının üstün başarı destanlarını.
Ne kadar gurur duysak az o destanlarla. Ne kadar şükretsek az Cenabı Hakk’a Türk olarak yaratıldığımız için…
Yorumlar
Kalan Karakter: