24 Temmuz bir kutlu gündür biz Türkler için. Bu vatanın tapusu ve bu devletin ebedi bağımsızlık belgesi Lozan Antlaşması’nın imzalanmasının 100’üncü yıl dönümüdür 24 Temmuz 2023.
Bir gün öncesi yani 23 Temmuz da bir başka kutlu gündü. 23 Temmuz 1908’de II. Meşrutiyet ilan ediliyordu.
Birileri hala cahilane söylemler, yalan yanlış uydurmalarla ne kadar kötülemeye ve hatta inkâra kalkışırlarsa kalkışsınlar Lozan bir muhteşem hukuk zaferidir. Hele de Sevr gibi bir aşağılık, bir pespaye antlaşmadan sonra imzalanmasıyla…
Sevgili Sultan Halifemizin de bizzat katıldığı Saltanat Şurası’nın kabulüyle o kepaze maddeleri kapsayan Sevr Antlaşması’nı okumadan, incelemeden Lozan’ı anlamak olası değildir.
Sevr bir taraftan tarihi Osmanlı başkenti İstanbul’u, boğazları, tüm limanları ve tersaneleri galip devletlerin fiili işgaline açıyor öbür taraftan Türk ordusunu tasfiye ediyordu.
İzmir’i ve Trakya’yı Yunanlılara, Güney Anadolu’yu Fransız ve İtalyanlara, kadim Türk yurdu Kerkük, Musul ve Süleymaniye’yi de İngilizlere bırakıyordu.
Türk’ü sanayiden ve ticaretten uzaklaştıran, sanayi ve ticareti tamamen Gayrı Müslüm azınlıkların imtiyazına bırakan kapitülasyonları yeniden canlandırıyor, üstelik canlandırmakla da yetinmiyor sahasını daha da genişletiyor, o güne kadar bundan yararlanamayan devletlere de bu imkân kapısını açıyordu.
Dahası ülkenin doğusunda bugün için 25’ten fazla vilayeti içine alacak bir Ermenistan ve onun güneyinde de bir Kürdistan kurulmasına olanak sağlıyordu.
Lozan’a giden heyete Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti tarafından 14 maddelik bir talimat verilmişti. Bunlardan ikisi kapitülasyonlar ve Ermenistan’la ilgiliydi. Bunlar söz konusu olduğunda ve galipler ısrar ettiğinde Ankara’nın cevabı beklenmeden derhal masadan kalkılacaktı. Zaten konferansın kesilmesinin sebebi de kapitülasyonların masaya getirilmesi ve galiplerin bunda ısrarlı olmasıydı.
Ne zamanki galipler iki ısrarlarında da vazgeçtiler Türk barış heyeti tekrar Lozan’a döndü ve antlaşma imzalandı.
Devletler Hukuku Profesörü M. Cemil Bilsel’in 2 ciltlik Lozan kitabı harikadır. Cemil Bilsel Hoca safha safha anlatır hem Lozan’a giden yolu hem de Lozan’ı.
Cemil Hoca Lozan’a giden yolu anlatırken ilginç bilgiler verir. “Türkler I. Dünya Savaşı’nda tam 8 cephede, Kafkasya’da, İran’da, Irak’ta, Sina’da, Suriye’de, Çanakkale’de, Galiçya ve Romanya’da Rusların, İngilizlerin, Yunanlıların, İtalyanların, Fransızların doğrudan doğruya ve diğer devletlerin bilvasıta hücumlarına maruz bulunuyordu” der.
Şu satırlarda onundur:
“Türkler dünyanın en mükemmel ordularıyla dört sene harp ettiler. Ve silahaltına aldıkları üç milyona yakın insanı(2.850.000) bu cephelerde birkaç misli insanı yıpratarak gömdüler. Yalnız İngilizlerin Türk cephesine sevk ettiği kuvvet iki buçuk milyondur. Tereddütsüz diyebilirim ki, dünyada hiçbir millet, bu kadar gayri müsait şartlar altında, kendinden çok üstün kuvvetlerle, dört sene sürekli savaşamaz. Bu itibarla Türk milletinin dünya harbinde yaptığını harika saymak gerekir.”
Cemil Bilsel Hoca bu başarıların sırrını anlatırken “kanaatli, tahammüllü ve mütevekkil olan Türk askeri, Almanya’nın zayıf yardımına rağmen, Enver’in elinde, dört yüz evvel Yavuz Sultan Selim’in ve Kanuni Süleyman’ın elinde olduğu kadar korkunç bir alet halini almıştı” demeyi de ihmal etmez.
(Devam edecek)
Yorumlar
Kalan Karakter: