Kimileri etnik eziklikleri kimileri cehaletleri nedeniyle ya görmezden geliyor Lozan zaferini ya da deli saçması eleştiriler yöneltiyor Türkiye’nin tapu senedine, Türk Devletinin varoluş ve bağımsızlık destanına.
Yok, 12 Adalar Yunan’a, yok Kerkük-Musul İngiliz’e, Hatay Fransız’a bırakılmış. Yok, gizli maddeleri varmış, yok 100 yıllıkmış falan gibi aslı astarı olmayan eleştiriler. 12 Adalar Lozan’da değil Sevr’de çıktı elimizden, önce İtalya’ya, sonra da Yunanistan’a geçti. Şimdilerde de antlaşma gereği yasak olmasına rağmen Türklere karşı silahlandırılıyor Yunanlılar tarafından. Sadece silahlandırılmakla da yetinmiyor Megola İdea’cı Yunanistan; bir de bize ait olduğu çok açık olan adalara ve kayalıklara el koyuyor da devletimizin sesi çıkmıyor.
Fransızlara bırakılan ve Mustafa Kemal Atatürk’ün “şahsi meselesi olan Hatay” 1938-39’da anavatana kavuştu. Hatay gibi Misak-ı Milli sınırları içinde olan Kerkük-Musul’un İngiliz işgalinden kurtarılarak anavatana katılması ise önce 1924’teki Süryani, hemen bir yıl sonrasında da Şeyh Sait isyanı ile engellendi.
Dünya şartlarını son derece iyi değerlendiren, Hatay’ı anavatana katan, Lozan’ın noksanını Montrö ile tamamlayan Gazi Mustafa Kemal Atatürk sağ olsaydı acaba ilk fırsatta Kerkük-Musul’u da anavatana katmaz mıydı, ne dersiniz? Ben katardı düşüncesindeyim.
Ünlü tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı Hoca’nın “kahvehane tarihçileri” diye oldukça hoş bir ifadesi vardır böyle saçma sapan eleştirileri yazıp çizenler, söyleyip gezenler için. Tam uyuyor bu tanımlama bunlara.
Sadece Lozan’ın imzalanması değildir 24 Temmuz’u kutlu gün yapan. Başkaları da var, Türk basınından sansürün kaldırılışının da 115’inci yıldönümü. 24 Temmuz 1908’de resmen kaldırıldı basın üzerindeki sansür. O gündür bugündür basın bayramı olarak kutlanır ülkede. Gerçi zaman zaman kısıtlansa da hala bayramdır.
Bir gün öncesi de bir başka kutlu derleniş toparlanış ve Lozan’a giden zaferler yolunda tam 104 yıl önce Erzurum Kongresi’nin toplandığı ve Misak-ı Milli(ulusal ant) kararlarının alındığı gündür.
Misak-ı Milli kararları son Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nda alındı diye bilinir. Doğrudur, orada alınmış ve oradan dünyaya ilan edilmiştir ama Amasya’da yazılmış, Erzurum’da kongre kararı olarak benimsenmiş ve İstanbul’a da bizzat Atatürk’ün talimatıyla Hüsrev Gerede tarafından götürülmüştür.
Erzurum Kongresi’nin ana maddelerini şöyle özetlemek mümkündür:
1- Vatan milli sınırılar içinde bölünme kabul etmez bir bütündür.
2- Her türlü yabancı işgal ve müdahalesine karşı Osmanlı Hükümetinin dağılması halinde millet topyekûn kendisini savunacak ve direnecektir.
3- İstanbul hükümeti vatanı koruma ve istiklali elde etme gücünü gösteremediği taktirde bu gayeyi gerçekleştirmek için geçici bir hükümet kurulacaktır.
4- Kuvay-ı Milliye’yi tek kuvvet olarak tanımak ve milli iradeyi hâkim kılmak esastır.
5- Manda ve himaye kabul olunamaz.
Bu kongrenin başkanı da Mustafa Kemal Atatürk’tür ve kongreyi kapatırken de şunu söyler: “Tarih bu kongremizi ender görülen büyük bir eser olarak kaydedecektir”.
Zaferlerde emeği olanları mihnet ve rahmetle anıyorum. Nurlar içinde uyusunlar…
(Son)
Yorumlar
Kalan Karakter: