Hem 14 Mayıs hem de 28 Mayıs seçimleri geride kaldı. Hem Cumhurbaşkanı’nı seçtik hem de Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi milletvekillerini. Seçim öncesinin hayhuyu geride kaldı. Artık karşılıklı saldırıları, hakaretleri, düşmanlaştırıcı söylemleri bir kenara bırakıp bizi bekleyen ciddi sorunlar daha doğrusu tehlikelerle yüzleşmek ve tedbirlerimizi almak zorundayız.
Bizi bekleyen birçok tehdit var. Bu son derece kritik coğrafyada iddialı olmanın doğal sonucu kıskançlıklar hatta düşmanlıkların kaçınılmaz olmasıdır. Düşman olma çabasındaki kimi devletlerin/devletçiklerin bunu başaramayınca ya da tehlikesini görünce dost olmaya çalışması da söz konusudur ve çoğu kez gerçekleşen bir olgudur.
Bizi bekleyen en büyük tehdit ve tehlikeye ilk olarak Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ işaret etti. Söylediği her söz doğruydu, tehdit ve tehlikeler gerçekti. Ne yazık ki siyaset sahnesinde yeterli karşılık bulmadı. İşin daha da garibi ve hatta acısı “Tanrı Dağı Kadar Türk” olmakla övünen insanların da bu tehdide gözlerini kapayıp kulaklarını tıkamaları ve hatta oy vererek zımnen de olsa destek çıkmalarıdır.
Prof. Dr. Ümit Özdağ’dan başka bir siyasetçi daha var bu konuyla yakından ilgilenen: Demokrat Parti Genel Başkan Yardımcısı İlay Aksoy. İlay Hanım siyaset sahnesinde yeni bir isim, Prof. Dr. Ümit Özdağ kadar tanınmıyor ama konuya oldukça hâkim.
İlay Aksoy’un açıklamalarına göre Suriyelilerin doğurganlık yaşı 15, bizimse 29. Yani aramızda 14 yıl gibi uzun bir zaman farkı var. Bu zaman aralığı oldukça uzun ve tehlikeli. Bizim insanımız evleninceye kadar Suriyeli çocuklar evlenme ve doğurganlık çağına geliyor. Bir de bizde giderek küçülen aile yapısı ile sığınmacılarda alabildiğine genişleyen bir aile yapısı söz konusu. Bizde bir veya iki, en fazla üç çocuk hedeflenirken sığınmacılarda sekiz, dokuz, on çocuk hiç de şaşırtıcı değil.
İlay Aksoy ısrarla “Suriyelileri geri gönderme eylem planı hazırlanması gerektiğini” söylüyor. “Onların doğurganlığını bizim sağlık sistemimizin finanse ettiğini” açıklıyor. Meğer Suriyeli sığınmacılar “geçici koruma kimlikleri ile doğum yapıyorlarmış” ve bu nedenle de yükü bizim sağlık sistemimize biniyormuş!
Şu ifadeler İlay Aksoy’un:
“Yarın bu insanlar bizim karşımıza kolluk kuvvetlerimiz olarak çıkacak, orduda çıkacak, yargıda çıkacak. Tamamen bir mikro milliyetçilikle kendi milletlerinin bu topraklarda var olmasının yasal yollarla, devlet imkânlarıyla bizim üzerimizde bir hüküm sağlayacaklar. Bu yüzden biz bu tehlikeleri, tehditleri görmek zorundayız. Savaş 2018 yılında bitti. Bu insanlar yaklaşık 12 senedir ülkemizdeler ve artık finanse edemiyoruz. Çünkü biz gerçekten çok ciddi fakirleştik. Dolaysıyla burada bir rasyonel devlet aklıyla yaklaşmamız lazım.”
12 yıl! Hem burada besledik hem orada canlarını korumak uğruna asker bulunduruyor, çatışmalarda canlar veriyor ve milyarlarca dolar harcıyoruz. Buradakine ev yapmıyoruz/yapamıyoruz oradakine ev yapıyor şehirler kuruyoruz.
Bir an önce bu gaflet uykusundan uyanmak ve İslam âlemine halife olmak sevdasının başımıza açtığı beladan kurtulmak zorundayız. Bana göre Türkiye’nin öncelikli meselesi bu sığınmacı belasını bir an önce defetmektir.
Yorumlar
Kalan Karakter: