Pek anlamam hafif müzikten ama bazı sözler hala kulaklarımdadır. Bunlardan birisi de Ajda Pekkan’ın “boş vermişim, boş vermişim, boş vermişim dünyaya/sen de ağlamak istemiyorsan boş ver dünyaya” dizeleri.
Boş vermek geliyor içimden, boş vermek hemen her şeye, boş vermek derde kedere, boş vermek dünyaya.
Bir an için tatlı bir hülyaya dalmak ve her şeyi unutmak daha doğrusu her şeyi tozpembe görmek.
Söz gelimi kaybedenlerin gözünden seçimleri kazanmış gibi görmek. Bir türlü gelmeyen baharların türkülerle, sloganlarla geleceğini sanmak.
Ya da borca batmış bütçeye ak günler habercisi gözüyle bakmak.
Rakamların kimini görüp kimini görmezden gelmek te bir başka boş vermişliktir ve bir başka mutluluk kaynağıdır insana. Söz gelimi her ay yayınlanan dış ticaret istatistiklerinden ithalat ve cari açıktaki rekorlara göz yumup sadece ihracata bakarak “yine rekor kırdık” diye sevinmek.
Ya da ülkenin borcunun katlanarak artmasına aldırmadan “yeni borçlar bulmayı” başarı sanmak ve onunla mutlu olmak.
Ne diyordu Ajda Pekkan?
“Boş vermişim, boş vermişim, boş vermişim dünyaya/ Sen de ağlamak istemiyorsan boş ver dünyaya.”
Boş vermek varken ağlamak niye?
Ben de boş vereceğim bu dünyaya.
Ama beceremiyorum. Boş vermek varken yine dalıyorum derinlere.
Kazanan kim kaybeden kim?
Kazananı bekleyen sorunlar dağlar misali.
Kazanan belli Cumhur İttifakı ve Cumhurbaşkanı.
Kaybeden de belli. Sırasıyla: Kemal Kılıçdaroğlu, Meral Akşener, Temel Karamollaoğlu, Ahmet Davutoğlu, Ali Babacan, Gültekin…
Yok; sadece bu altı genel başkan değil kaybedenler, bir de Ekrem İmamoğlu, Mansur Yavaş ve Adana, Mersin, Antalya gibi belediyelerin başkanları da var.
Mustafa Destici de Sinan Oğan da kaybedenlerden safındalar.
Kaybedenler niye kaybettiklerini sorgulamak yerine yeniden neyi nasıl kazanırım telaşında ve kavgasında.
Kaybedenler sadece onlar değil bir de bu ülkenin %48’i var onlara inanarak oy veren ve kaybeden.
Asıl onlar düşünülmesi gerekenler ama düşüneni ara ki bulabilesiniz.
Yorumlar
Kalan Karakter: