Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı ve Türkiye Cumhuriyeti 12. Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlenen geniş katılımlı bir törenle yemin ederek 13. Cumhurbaşkanlığı görevine fiilen başladı.
Türk milletine hayırlı uğurlu olmasını temenni eder kendilerine üstün başarılarla dolu bir hizmet dönemi dilerim.
Töreni baştan sona televizyondan izledim. Zihnime takılan bazı notları burada kısaca yazacağım.
Öncelikle Sayın Cumhurbaşkanı’nın konuşmasında geçen bazı paragrafları hemen hemen olduğu gibi siz değerli okuyucularıma aktarmaya çalışacağım:
“Şeyh Edebali gibi “insanı yaşat ki, devlet yaşasın” dedik. Yunus Emre gibi “yaratılanı severiz yaratandan ötürü” dedik. Ahmet-i Hani gibi “insan en büyük kalemin çizdiği nakıştır” dedik. Bugün de tüm Türkiye’ye Hacı Bektaşi’nin, Yunus Emre’nin, Pir Sultan’ın, Mevlana’nın, Ahmet-i Hani’nin sevgi diliyle sesleniyoruz. Gelin canlar, bir olalım, sevelim sevilelim. Bu samimi çağrımızın bütün renleri, zenginlikleri, farklılıklarıyla 85 milyonun tamamında makes bulacağına yürekten inanıyorum.”
Bir diğer alıntım da şu:
“Cumhuriyet’in 100. Yılına kavuşmanın heyecanını yaşadığımız bu yılda Türkiye’nin bir büyük kucaklaşmaya ihtiyacı olduğuna inanıyoruz. Buradan tüm vatandaşlarımızı, ilçeleri, köyleri, haneleriyle 81 vilayetimizin tamamında bir kardeşlik seferberliği başlatmaya davet ediyorum. Gün bir olma, beraber olma, bin yıllık kardeşliğimizi perçinleme günüdür. Gün, evlatlarımızın aydınlık yarınlarına sahip çıkma günüdür. Gelin, seçim dönemindeki kırgınlıkları, kızgınlıkları bir tarafa koyalım. Gelin, küslük olmuşsa, kalpler kırılmışsa barışmanın yollarını arayalım. Gelin, hep beraber Türkiye yüzyılının inşasına omuz verelim. Cumhuriyetimizin yüzüncü yılını şanına, ruhuna ve manasına uygun bir şekilde 85 milyon olarak hep birlikte idrak edelim.”
Bu dileklere katılmamak söz konusu olamaz, yüreğinde vatan, millet, devlet ve insan sevgisi taşıyan her Türk buna yürekten “âmin” der. Önemli olan bu dileklerin hayata geçmesi ve geçirilmesidir. Sorun burada. Yaşadığımız kutuplaşmanın bir an önce sona ermesi için buna çok ihtiyacımız var. Ama gerçekleşmesi pek kolay değil.
Sayın Cumhurbaşkanı’nın konuşmasında benim dikkatimi çeken bir cümle de “yatırım, üretim, istihdam, ihracat ve cari fazla yoluyla ülkemizi büyütmeye devam edeceğiz” cümlesiydi. Bu sözler bir zamanlar pek sık kullanılırdı, Sayın Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in kalkınma anlayışıyla nasıl örtüşecek acaba?
Toplantıya 5 bin kişi davet edilmişti, salon oldukça kalabalıktı ama Venezuella Devlet Başkanı Nicolas Maduro, Bulgaristan ve Türk Dünyası’nın dışında ne Avrupa’dan ne Uzak Doğu’dan ne Kuzey ve Güney Amerika’dan ne de Güney Asya’dan katılan hiçbir cumhurbaşkanı yoktu. Davet mi edilmemişlerdi yoksa davete icabet mi etmemişlerdi? Her ikisi de hoş değil!
İsimleri hatırlanmayanlar da vardı Sinan Oğan ve Mustafa Destici gibi. Bir de partilerinin adı sayılan ama isimleri sayılmayanlar vardı; Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan ve HÜDAPAR Genel Başkanı Zekeriya Yazıcı misali. Demokratik Sol Parti Genel Başkanı Önder Aksakal’dan da sadece Önder Bey diye bahsedildi ne soyadı ne de partisinin adı söylendi.
Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Dr. Devlet Bahçeli’nin eski içişleri bakanı Süleyman Soylu hakkında olumlu düşündüğü ve görevinde kalması için ısrarcı olduğu öne sürülüyordu. Süleyman Soylunun görevden alınması birçok kimse için şaşırtıcı olsa gerek.
Törende duayı Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş yaptırdı. Şu sözler o duadan:
“Ya Rabbi! Bizleri haktan, hakikatten, adaletten ve merhametten ayırma. Her daim zalimin karşısında mazlumun yanında olanlardan eyle. Her türlü yanlıştan, hatadan, gafletten ve dalaletten muhafaza eyle Allah’ım!”
Bana ve bize düşense can-u gönülden “amin… amin… amin” demektir.
Yorumlar
Kalan Karakter: