Cumhuriyet’in ilk toprak kaybının acısıyla başladığım yazının devamında Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde ilk toprak kazanımını yazmıştım büyük bir gurur ve mutlulukla.
Hatay Cumhuriyet’in “ilk toprak kazanımı” idi ama son toprak kazanımı değildi; bir başka şanlı destan daha vardı: Kuzey Kıbrıs Bağımsız Türk Devleti’nin kurulması.
O destanı yazmadan önce hemen iki ismi rahmetle anmamız gerekiyor. Bunlardan birisi merhum Başbakan Adnan Menderes, diğeri de merhum Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’dur. Fatin Rüştü Zorlu’nun özellikle TMT(Türk Mukavemet Teşkilatı) kuruluşuna baştan beri verdiği destek ve hizmet asla unutulmaması gereken mahiyettedir.
Fatin Rüştü Zorlu oldukça varlıklı bir ailenin oğlu ve Türkiye’nin çok önemli bir ailesi olan Evliyazadelerin damadıdır. Taksim’de 40 odalı bir konakta doğmuş, 27 Mayıs Darbesi’nde 6 odalı bir kooperatif evinden alınarak Yassıada mahkemesinin önüne çıkarılmıştır.
Kıbrıs’ı anlatacaktık ama söz Fatin Rüştü Zorlu’dan açılınca bunları yazmamak elde değil.
11 Şubat 1959’da imzalanan Zürih ve Londra anlaşmaları Kıbrıs Barış Harekatlarını yapmamızın önünü açmıştır ve bunda da Fatin Rüştü Zorlu’nun büyük katkısı vardır.
Bize o imkânı veren garantörlük anlaşması şudur:
“Yunanistan, İngiltere ve Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin 1’inci maddede belirtilen taahhütlerini kaydederek, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını, ülke bütünlüğünü, güvenliğini ve anayasanın temel maddeleri ile oluşan durumu tanırlar ve garanti ederler.”
Bu garanti anlaşmasına rağmen Kıbrıs’ta Türklerine baskı ve zulüm arttıkça artı ve sonunda mevcut cumhurbaşkanı Makarios’a karşı Nikos Sampson darbesiyle artık Türk harekâtlarının önü açıldı.
20 Temmuz 1974’te bir sabaha karşı çıktı Türk askerleri denizden, havacılar da paraşütlerle indiler Kıbrıs’a.
O gün hala bütün canlılığı ile gözümün önündedir. O ne müthiş bir heyecan, o ne büyük bir milli dayanışmaydı, hem ben anlatamam hem de anlatılmaz.
Birinci Kıbrıs Barış Harekâtı üç gün sürdü. İkincisi de 14 Ağustos’ta “Ayşe tatile çıksın” parolasıyla başlayacak ve o da 3 gün sürecekti.
Kıbrıs artık Türk’tü ve ebediyen de Türk kalacaktı.
İki bölüm olarak planlamıştım bu yazıyı ama bitmedi, bitmeyecek. Ne Dr. Fazıl Küçük’ten ne Rauf Denktaş’tan ne de Bülent Ecevit, Necmettin Erbakan ve Süleyman Demirel’den bahsedebildim. Onlardan bahsedilmeden Kıbrıs tarihi yazılmaz, yazılamaz.
(DEVAM EDECEK)
Yorumlar
Kalan Karakter: