Anayasa, adı üzerinde, halk ifadesiyle yasaların anasıdır, hukuk diliyle ise yasaların esasıdır, tüm yasalar ona, yönetmelikler de yasalara dolayısıyla anayasaya uymak zorundadır.
Cumhurbaşkanları ve milletvekilleri anayasaya bağlılık yemini ederek göreve başlarlar. Eski Türkiye’de hükümetler de “anayasaya bağlılık yemini etmiş” milletvekillerinden güvenoyu alarak göreve başlardı. Yani yürütme ve yasama da anayasa bağlı olmak durumundadır. Yargı zaten bağlıdır, yasalar anayasaya aykırı olmadığı gibi yargı kararları da yasalara ve dolaylı olarak anayasaya aykırı olmaz.
Hal böyleyken ne yazık ki ülkemiz son altmış küsur yılda tartışılmayan ve sık sık değiştirilmeyen bir anayasa yapmamış ya da yapamamıştır. Buna sebep hukukçularımızın yetersizliği mi yoksa siyasetçilerimizin anayasaya bağlılıkları ve saygılarının zayıflığı mı tartışılır.
1961 Anayasası 16, 1982 Anayasası ise 17 kez değiştirilmiş. Herhalde dünyada demokrasi ile yönetilen ya da demokratlık iddiasında bulunan başka bir ülke yoktur anayasası bu kadar sık değişen.
1964/65 döneminde İstanbul Hukuk Fakültesi’ne girdiğimde her bir ana hukuk dalında çift kürsü vardı; biri tek numaraların diğeri de çift numaraların kürsüsü. Ben Anayasanın Esaslarını Ord. Prof. Dr. Hüseyin Nail Kubalı’dan Türkiye Cumhuriyeti Anayasalarını ise o zaman yeni doçent olan Orhan Aldıkaçtı’dan okudum.
Orhan Aldıkaçtı Hoca anlatmıştı İngiltere’deki bilimsel çalışmaları sırasında bir İngiliz meslektaşıyla arasında geçen konuşmayı. İngiltere’nin(Birleşik Krallık) yazılı anayasası yoktur, sözlü anayasaya göre de İngiltere kralı/kraliçesi “kadını erkek erkeği kadın yapmanın dışında her şeyi yapabilir.”
Orhan Hoca İngiliz anayasa hukukçusu meslektaşına sorar: “Kraliçe Avam Kamarasını feshedebilir mi?” diye. Muhatabı “hayır” der. Hoca yine sorar “yetkisi yok mu”, muhatabı “var” der. Orhan Hoca soruya devam eder “yetkisi varsa niye feshedemez?”. İngiliz Hoca’nın cevabı çok ilginçtir: “Hatırına gelmez ki!”
Orhan Aldıkaçtı Hoca bize demokrasiyi “yetkilerini kullanmayı akıl etmeyen insanların yönetim tarzı” diye açıklamıştı.
Bizim temel sıkıntımız yetkilerimizi kullanmayı akıl edememek değil olmayan yetkimizi kullanmak istememizden kaynaklanıyor olsa gerek. Anayasa tartışmalarına bir de bu açıdan bakmakta fayda var.
Bir tarihte bir siyasi parti genel başkanı “Cumhurbaşkanı Anayasaya uymuyorsa Anayasayı Cumhurbaşkanına uyduralım” dememiş miydi?
Bu yazıyı Prof. Dr. İzzettin Önder’in şu satırları ile noktalayalım:
“Siyasi beka uğruna dağılan toplum modelinde düşman kamplara bölünmüş toplum kaçınılmaz sona doğru çöküşe sürüklenirken önce bizzat yaratıcılarını yutar! Uzağı göremeyen miyop toplumların kendilerine benzer miyop siyasilere devlet aygıtını teslim etmesi, bizzat kendi sonlarını hazırlamasına yol açar.”
Yorumlar
Kalan Karakter: