Adını ilk defa duyduğum Umut Vakfı diye bir vakıf “Türkiye Şiddet Haritası” adı altında bir harita yayınlamış.
Rakamlara bakınca dehşete düştüm, zaten düşmemek elde değil.
Umut Vakfı’nın yaptığı yayına göre 2022 yılında Türkiye’de basına haber konusu olan 3 bin 984 silahlı olay meydana gelmiş. Bu olaylarda 2 bin 278 kişi hayatını kaybetmiş, 4 bin 231 kişi de yaralanmış.
Rakamlar korkunç ve ne yazık ki her geçen yıl daha da artıyor.
Bu cinayet ve yaralamaların 2 bin 528’inde tabanca 840’ında ise Kaleşnikof marka otomatik silahlar dâhil değişik tüfekler kullanılmış! Tabancalar içinde 143’de beylik silah var. Beylik silah, kamusal görev yapmaları için devletin polis ve askerlere verdiği silah.
Silahlı cinayetler arasında İstanbul, tüm diğer alanlarda olduğu gibi yine en önde. İstanbul’u Adana izliyor. 2022 yılında İstanbul’da 519, Adana’da 243 olay yaşanmış.
Bu rakamlar bize ciddi bir tehlikeyi haber veriyor, bizi uyarıyor: Silahlanıyor ve silahı vara yoğa kullanıyoruz.
Gazete ve televizyonlarda her geçen gün kanlı katliam haberleri daha çok yer alır oldu. Aile içi katliamlar, evladın babayı, dedenin torunu dâhil evlatlarını katlettiği haberleri artık sıradan olaylar haline geldi.
Turgut Özal ile birlikte kolaylaşan silaha kavuşma olanağının üzerinde düşünmemiz gerektiğini sanıyorum. Bu kadar kolay olmamalı ateşli silaha kavuşmak ve insan canına kıymak ya da ölümcül yaralamalar.
Sadece silahlanma olanağının kolaylaşması değil elbet bu rakamın giderek artmasına sebep; bir de hayatın bizi sürüklediği daha hırçın, daha acımasız, daha saldırgan olma halimiz var.
“Selam kelamdan önce gelir” diyen bir kültürün insanlarıyız sözde ama selamı unuttuk. İnsanlar selamsız, insanlar selam vermeden ve kelam(söz) etmeden patlamaya hazır.
Bazı araştırmalarda görüyoruz ruh yapımız/dengemiz bozuk. Antidepresif ilaç tüketimimiz yıldan yıla artıyor.
Çözüm bulmamız gereken ana sorunlarımızdan birisi, belki de en önde geleni bence bu halimiz.
Yaşamak ve yaşatmak önceliğimiz bu olmalı.
Bunun için eğitimcilere, ahlak hocalarına, din görevlilerine ve her şeyden önce ailelere büyük görev düşüyor.
Onlardan önce de siyasilere, genel başkanlara düşüyor bu görev; ayrıştırıcı ve düşmanlaştırıcı söylemleri bir an önce bırakmak, sevgi ve saygı dilini öne çıkartmak görevi.
Yunus Emre’nin dediği gibi “Yaratandan ötürü yaratılanı seviyorsak” şayet ve söylemde samimi isek, dürüstsek bir an önce birbirimizi sevmenin adımlarını atmak zorundayız.
Geç kalırsak yazık olur geleceğimize.
Yorumlar
Kalan Karakter: