Emeklinin suçu ne diyebilirdim ama ben günahı ne demeyi tercih ettim. İslamiyet’i vara yoğa kullanan bir iktidara “suçu ne?” diye sormak yerine “günahı ne?” demeyi daha doğru buldum.
Ben tam 28 yıl çalıştıktan sonra 1998’de emekli oldum. Hem de bütün primlerimi en yüksekten ödeyerek.
O yıllarda “süper emeklilik” diye bir uygulama vardı. Bütün primlerimi “süper emekliliğin” gerektirdiği en yüksekten ödeyerek.
Emekli olduğumda maaşım üç asgari ücretten daha fazlaydı. Ya da bir başka ifadeyle o günkü emekli maaşımla 25 çeyrek altın alabiliyordum.
Bugün ancak üç çeyrek altın alabiliyorum. Asgari ücretten de bin lira kadar fazla geçiyor elime.
“Benim günahım ne?” diye sormamın nedeni de bu. Sahi ben ne yaptım? Niye ben fakirlikte eşitlendim?
Herkesi varlıkta, zenginlikte eşitleyemeyenler ne yazık yoksullukta eşitlediler bizi.
Bu sadece benim sorunum değil, tüm emeklilerin ve emekçilerin sorunu. Emeğin milli gelirden aldığı pay her geçen gün azalıyor. Ama öbür taraftan da belli bir grubun aldığı pay düzenli artıyor.
2016’da birbirine oldukça yakın olan sermaye ile emeğin milli gelirden aldığı pay arasındaki makas ne yazık ki o günden bugüne sermayenin lehine emeğin aleyhine durmadan açılıyor.
2016’da sermayenin %41.1 olan payı bugün %13.7 artışla %54.8’e çıkarken, emeğin payı ise %14.2 azalarak %40.5’ten %26.3’ indi.
Emekli zam istemiyor, insanca yaşamak istiyor. Aç ve açıkta kalmamak, namerde muhtaç olmamak istiyor.
Bu hem insani hem de İslami hakları. İktidar sahiplerinin insani ve İslami görevleri.
Yorumlar
Kalan Karakter: