Bizzat Osmanlı saltanatı tarafından yurt dışına, Avrupa’ya ve ABD’ye bozulan ilişkileri düzeltmesi için gönderildiğini yazarak bitirmiştim bu yazının ilk bölümünü.
Bu görevlendirmelerle Avrupa başkentlerine gitti, özellikle Paris’te birçok gazeteye hem demeçler verdi hem de köşe yazıları yazdı Milli Mücadele’nin lehinde. Bu demeçlerinden birinde şunları söylüyordu:
“Anadolu Hareket-i Milliyesini takdir etmemek mümkün değildir. Türk azim ve iradesinin hayranı olmamak gayrı kabildir.”
Bir başkasında ise “Türkiye Büyük Milleti Meclisinin davası pek meşrudur. Bu davanın meşruiyeti birçok delillerle ortaya çıkmıştır. Aslında Fransa ve bu gibi medeniyette ileri gitmiş memleketlerin bu hakkı tanıması bile bu davanın meşruiyetinin büyük delilidir. Milli dava muvaffakiyetle neticelenecektir” diyordu.
Lozan Konferansı’na “müşahit” sıfatıyla katıldı ama Yahudi ya da hahambaşı olduğu için değil çok iyi Fransızca bildiği için tercüman olarak.
Lozan görüşmelerinin galiplerin kapitülasyonda direnmesi üzerine kesilmesi ve heyetimizin Ankara’ya dönmesinden sonra Hayim Nahum Avrupa’da kalır ve Türkiye lehine büyük gayretler sarf eder.
Ali Fethi Okyar: “Lozan Barış Görüşmelerinin kesilme safhasından sonra temaslar hususi olarak devam eder. Bu arada murahhas heyetimizde müşavir olarak bulunan Hahambaşı Hayim Nahum Efendi’nin büyük gayreti görülür.”
Vedat Tüfekçi “Türk Musevileri ve Milli Mücadele” adlı eserinde “Musevileri diğer iki önemli etnik grup olan Rum ve Ermenilerden ayıran en önemli özellik, Musevilerin İmparatorluğa bağlılığından çok Türk Milletine bağlılığıdır” görüşündedir.
Bu arada Nesim Navaro’yu anmadan geçmek haksızlık olur. Nesim Navaro; hani şu İzmir’in işgal günlerinde Kramer Palas’a herkesin gözü önünde çekilen Yunan bayrağını direkten indiren ve yırtan cesur insan, Osmanlı vatandaşı, daha doğrusu Osmanlı Türk’ü.
Bir şeyi daha unutmamak lazım, Lozan Barış Görüşmeleri sırasında Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Hamidiye kahramanı Hüseyin Rauf Orbay’dır. Lozan’ı TBMM’sinde en hararetle savunan da odur. Hani şu “kursağımda padişahın nimeti var” diyen kadirbilir Hüseyin Rauf Orbay. Ve de ikinci murahhasımız Dr. Rıza Nur, üçüncü murahhasımız ise Hasan Saka’dır. Unutmadan; heyette 20’yi aşkın kadar müşavir vardır. Münir Ertegün, Celal Bayar, Şükrü Kaya, Cavit Bey ve Hayim Nahum ve diğerleri. Yahya Kemal Beyatlı ve Ruşen Eşref Ünaydın da basın müşavirleridir.
Bu arada iki ciddi bilimsel kitaptan söz etmem gerekiyor.
Biri Vedat Tüfekçi’nin İstanbul Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü tarafından yayınlanan yüksek lisans tezi “Türk Musevileri ve Milli Mücadele” kitabı.
Diğeri de Abdurrahman Bozkurt’un Atatürk Araştırma Merkezi yayınları arasında yer alan “İtilaf Devletlerinin İstanbul’da İşgal Yönetimi.”
İki akademisyenin iki değerli kitabı, meraklılarının ilgisini çeker sanırım. (SON)
Yorumlar
Kalan Karakter: