Ali İhsan Göker adında bir adam, sıradan biri değil, bir bilim adamı, anlı şanlı bir profesör, hem de müspet bilimci, fizik profesörü.
Deprem üzerine konuşmuş. Ne beklersiniz bu konuşmadan? Akıl ve bilim değil mi? Ne yazık ki değil. Tam tersine tam bir zırva. Hem de ne zırva. Aynen şöyle o zırva açıklama:
“Deprem veya binalar öldürmez, Allah öldürür. O da eceli geleni. Depremde ölenler aynı anda Mars’ta bile olsalar yine öleceklerdi. Ölüm mekâna değil zamana bağlıdır.”
Haddim değil İslam hakkında yorum yapmak hele de ahkâm kesmeye kalkışmak. Edebim elvermez böyle bir hadsizliğe ama bilenler de var bu konuları; hem de bilgisi asla tartışılmayacak olanlar.
Mesela bunlardan birisi 7 Mayıs 2014 günü şunları söylemişti:
“Taktir-i ilahi karşısındaki acziyetimizi biliyoruz ancak Peygamberin buyurduğu gibi devemizi baştan sağlam bağlayacağız. Evvela bilimin, tekniğin, teknolojinin sunduğu imkânları sonuna kadar kullanacağız. Japonya’da 8-9 şiddetindeki depremde hiç can kaybı olmazken, hiçbir bina yıkılmazken, ülkemizde 6 şiddetinde bir deprem ciddi can ve mal kayıplarına yol açabiliyor. Aradaki fark nedir? Fark Japonya’da binaların deprem gerçeğini göz önünde bulundurularak inşa edilmesi, bizde ise durumun dikkate alınmamasıdır.”
Aynı bilge 2 Ekim 2019’da şöyle konuşuyor ve bizim anlı şanlı profesörümüzün suratına acı gerçeği bir tokat gibi indiriyordu:
“Deprem değil, bina öldürür gerçeği, her depremde bir kez daha yüzümüze adeta şamar gibi inmiştir.”
Bu bilge, imam hatip kökenli bir siyasetçi, eski bir belediye başkanı, eski bir başbakan. Bu bilge, Türkiye Cumhuriyeti Devleti Cumhurbaşkanı ve Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan.
Şu sözler de Sayın Cumhurbaşkanı’nın:
“Malzemeden çalmanın arkasında ahlak hırsızlığı, demokrasiden çalmak, hukuk kapkaççılığı, siyaset yankesiciliği ve kamu yönetimi kalpazanlığı yatmaktadır. Bu olay, kamu otoritesinin devlet imkânlarını nasıl kullandığını bütün çıplaklığı ile ortaya koymuştur. Olay kader diye geçiştirilemez.”
Sayın Cumhurbaşkanı’nın bu açıklamalarından önce bir tespiti daha var ki muhteşem, hatta muhteşem ötesi:
“Yer altındaki fay kırıklarından önce kırılan ar damarlarıdır.”
Ar damaları için biz “çatladı” deyimini kullanırdık meğer çatlamaktan öte bir de kırılması varmış; çatlarsa bir süre sonra kendiliğinden bile olsa kaynar ama kırılırsa! Allah insanı hem ar damarının çatlamasından hem de ve bilhassa kırılmasından korusun. Hele de o insan devlet makamlarında oturuyorsa.
NOT: Bu yazıdaki bilgileri Karar Gazetesi köşe yazarı Sayın Elif Çakır’ın “Merkez Üssü Ankara” başlıklı yazısından alıntıladım. Hakkını helal etmesi dileğiyle…
Yorumlar
Kalan Karakter: