Bu ifade benim değil, Bizim İhtiyar’ın. İhtiyar Samsun-Ankara Hızlı Tren Projesi’nin hemen hemen ilk ve en hızlı savunucularındandır. Ama o bile “verilen müjdelerin bir türlü yerine getirilmeyişinden” dolayı artık umudu iyice kesmiş olsa gerek ki “kim öle kim kala” deme gereğini hissetmiş.
Hem bu kentin hem Bizim İhtiyar’ın adına üzüldüm ama Bizim İhtiyar’ın gerçeklerle yüzleşme olgunluğuna da sevindim. Aslında şaşırmadım da; Ona da bu yakışır.
Sosyal medyada yeni Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu’nun “2053’e kadar Samsun’a hızlı tren gelecek” diye açıklaması yer alıyormuş!
Hiç de yeni değil bu Samsun-Çorum-Ankara Hızlı Tren Projesi, ta 2006’lara gider. Hoş, kökü çok eskilere giden ama bir türlü gerçekleşmeyen o kadar çok seçim vaadi vardır ki bu kentte ve bu ülkede sıralamaya sayfalar yetmez. Üstelik yerine getirilemeyeceği baştan belli seçim vaatleri uğruna harcanan milyonlar da cabası.
Samsun-Ankara Hızlı Tren Projesinin 2053’e kadar gerçekleşmesi ne sürpriz olur ne de büyük bir başarı. Hızla gelişen ve değişen dünyada Türkiye’nin 400 kilometrelik iki kenti hızlı tren hattı ile bağlaması sıradan bile sayılmayacak işler halini alacaktır.
Dünyada neredeyse 10’a yakın devlet uzay çağına adım atmış ve uzayda koloniler kurma çalışmalarını başlatmışken “dünyanın en büyük 10 ekonomisi olma” iddiasını dillendiren Türkiye’nin hızlı tren hatlarıyla övünmesi olacak iş değil. Bu ifadem yapılanları hor görmek değil, tam tersine ne kadar başarılı olursa olsun onlarla yetinmemek duygusunun ifadesidir. Bir zamanlar bir söylem vardı bu ülkede “daha iyiye-daha doğruya-daha güzele” diye. Ona özlem ve vurgudur bu satırlar.
Sorunlarımız var ve büyük.
Eğitim bunların başında geliyor. İlkokuldan başlayan sorunlar katlanarak üniversiteleri kuşatıyor, onları da uluslararası benzerlerinin gerilerine atıyor. Bilim yarışında gerilerde kalmış toplumların ne sanatta ne kültürde ne de sporda ileriye gitme şansı yoktur.
Vatanımız bir gizli istila altında. Arap’ı, Afgan’ı, Afrikalısı neredeyse ellerini kollarını sallayarak sınırlarımızı geçiyor ve ülkemize yerleşiyor. Dünyanın neredeyse “en ucuz vatandaşlığı” ne yazık ki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı oldu.
250 milyar dolar olduğu söyleniyor Suriye sorunun bize maliyetinin. Bu sorunun daha ne kadar süreceği ve maliyetinin nerelere çıkacağı da belirsiz.
Küresel iklim değişikliği bizim coğrafyamızda hüküm sürmekte. Ortadoğu’daki çölleşmenin sınırlarımıza yönelik yabancı istilasını nerelere savuracağı bilinmiyor hatta konuşulmuyor bile.
Sularımız buharlaşıyor, topraklarımız susuz kalma tehlikesiyle karşı karşıya. Su fakiri ülkeler arasında yer almak üzereyiz.
Bunları sırf eleştiri olsun diye değil, moralleri bozmak için değil, bizleri bekleyen tehlikeleri bilerek geleceği planlamamız adına yazıyorum.
Tehlikeleri bilirsek tedbirleri alır tehlike ne kadar büyük ve güçlü olursa olsun onları yeneriz.
Yorumlar
Kalan Karakter: